SEYAHAT

DATÇA REHBERİ 2018

Geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz Datça – Bozburun seyahatinin ilk ayağı olarak 4 gün boyunca Datça’yı keşfettik. Bu bizim hayatımızdaki ilk Datça deneyimimiz olacaktı, o nedenle biraz heyecanlıydık. Datça’ya vardığımızda ise bu heyecan yerini acayip bir dinginliğe bıraktı. Tarifi epey zor… Hem çok tanıdık hem de gördüklerimizle bizi şaşırtan bir yer oldu Datça. Benim için yeni keşfedilen bir yerin ardından beğeni kriteri olarak sorulacak ilk soru “Buraya yeniden gelir misin?” olur. Bu soruyu kendimize sorduğumuzda “Kesinlikle evet!” dedik. O nedenle Datça bizim için sadece haritada üzerine gittim anlamında bir tik atılacak bir yer değil, uzun bir zamana yayıp, keşfedilmeyi her defasında yeniden bekleyen bir yer olacak.

ULAŞIM KONUSU ve SEYAHAT PLANI

Datça oldukça büyük ve dağınık bir yer olduğu için oradayken aracınızın olması bizce şart! Biz önce İstanbul’dan arabayla mı gitsek diye düşünüyorduk, sonrasında 10 saatlik yol gözümüzde büyüdü ve uygun fiyata uçak bileti bulunca uçakla gitmeye karar verdik. İstanbul’dan Dalaman Havalimanı’na 50dk’lık bir uçuşun ardından vardık. Hemen, önceden rezervasyon yaptırdığımız aracımızı teslim almak üzere Budget istasyonuna gittik. Vodafone Red‘lilere özel Budget ile araç kiralamada %50 indirim olduğu için, aracımızı da gayet makul bir fiyata kiralamış olduk.

Dalaman Havalimanı ile Datça arası yaklaşık olarak 2,5 saat sürüyor. Yol manzaraları çok keyifli o nedenle biz hiç sıkılmadık. Karnımız acıktığında ise Hisarönü‘nde bulunan ve tam da yol üstünde olan Mavi Pide‘de mola verip harika köz patlıcanlı pidelerinden yedik. Molamızın ardından 1 saat kadar sonra ise otelimize varmıştık.

Datça içerisindeki ulaşımda aracımız olmasaydı o koylara nasıl giderdik sorusunun cevabını ise Datça merkez garajından kalkan minibüsler olarak aldık.Bu minibüsler önemli mevkilerin hemen hemen hepsine sizi ulaştırıyor. Ama yine de imkanınız varsa bir özel aracınız olsun. Çünkü otelinizden minibüs garajına, minibüs garajından gideceğiniz yere her defasında koşturmak tatilinizin kalitesini biraz düşürebilir.

Biraz da Datça içerisindeki mesafelere değinmek istiyorum. Dediğim gibi Datça nispeten büyük bir yarımada. Hala bakir doğasını koruduğu için de bir yerden bir yere ulaşım sağlarken inanılmaz dar, engebeli, hatta bazen patika ve oldukça virajlı yollardan geçiyorsunuz. Şahsen kaç kere plajlara giderken vertigomun tuttuğunu sayamadım bile. Örneğin Datça merkezden Palamutbükü’ne gitmek istiyorsanız, bu mesafe yaklaşık olarak 30km gibi düşünün. Yani sizin plaja ulaşmanız yolun zorluğuyla beraber yaklaşık olarak 30-40dakika. Palamutbükü nispeten yakın bir plaj diyebilirim, olur da Knidos Antik Kenti’ne gitmek isterseniz, en uç nokta o olduğu için ulaşmak yaklaşık 1 saatinizi alır.

Datça’ya kaç gün ayırmamız gerekir diye sorarsanız, bize 4 gün yetmedi diyebilirim. Gidilecek, görülecek çok fazla yer var. O nedenle biz 4 güne sığdırabildiğimiz kadarını sığdırdık, yeniden gelmek için bahane olur dedik. Bir yandan da çok tadındaydı bence 4 gün, ama 1 günümüz daha olsa şikayet de etmezdim. Kısacası bizce Datça, Cuma-Pazar hafta sonu kaçamağı yapılacak bir yer değil. Onu biraz günlere yayarak, usul usul, yavaş yavaş yaşamak gerekiyor.

KONAKLAMA ÖNERİSİ; FLOW DATÇA SURF & BEACH HOTEL

Datça’da otel bakarken en zorlandığım şey denize sıfır, kendi plajı olan bir otel seçeneği bulmaktı. Çok tatlı, çok güzel butik oteller var ama ben o sıcakta bir denize girip ferahlamak istediğimde her defasında 30 km yol yapmayayım istedim. O nedenle seçeneklerimiz arasından Flow Datça Surf & Beach Hotel’ tercih ettik. Çok da iyi ettik 🙂

Flow, Datça merkeze gelmeden bir kaç km geride, kendine ait otoparkı olan, düz ayak, hem havuz alanı hem de çimenlik alanı hem de plajı olan bir tesis. Biz ana binada yer alan konak odalarından birinde kaldık. Ama dileyenler için taş evlerden oluşan bahçe odaları da mevcut. Çocuklu aileler için özellikle baya güzel bir alternatif.

Biz otelde kalıp tüm gün orada vakit geçirmekten de çok keyif aldık. Plaj alanındaki barı ve koltukları çok güzel. Datça şansımıza hep çok rüzgarlıydı biz oradayken. Ama hava 38 derece olduğu için o rüzgar da bazen iyi geldi diyebilirim. Otelin bulunduğu bölge her zaman bır tık daha fazla rüzgar alıyor, zaten bu nedenle surf kısmı da mevcut. Ama aklınıza devasa dalgalar getirmeyin, denizin çarşaf gibi olduğu da oldu. Kahvaltısı açık büfe şeklinde veriliyor ve çok zengin. Her sabah çeşit çeşit taze ekmek yapıyorlar. Biz oldukça konforluyduk. O nedenle Flow’u kesinlikle tavsiye ederiz!

EN İYİ KOYLAR

  • PALAMUTBÜKÜ

Datça denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri Palamutbükü’dür. O nedenle ilk gün doğrudan buraya denize girmeye gittik. Tavsiye üzerine ise, girişte solda kalan Mavi Beyaz Otel‘in plajında takıldık. Çok rahat ve keyifliydi. Plaja giriş ücreti kişi başı 40TL, bu fiyata şezlong, havlu ve bir adet içki dahil! Olur da giderseniz özellikle demirhindi rom isimli içkisinden deneyin! Kokteyller 37-40TL, alkolsüz içecekler 15-18TL, biralar 20-24TL civarında satılıyor.

Gördüğüm en güzel koylardan biriydi Palamutbükü… Denizin rengi aşık olduğum Symi denizi rengine çok benziyordu.

  • OVABÜK

Ertesi gün Palamutbükü’nün yan tarafındaki Ovabük’e gittik. Burası daha salaş ve daha sakindi. Sıra sıra restoranların önlerinde plaj alanları mevcut. Rüzgarı daha az alıyor. Biz uzun bir süre burada yer alan Poyraz Restoran önündeki plaj kısmında takıldık. Sanırım Datça’da gördüğümüz ikinci en güzel koy da burasıydı.

  • HAYITBÜKÜ

Ovabük’ün hemen yanındaki Hayıtbükü biz gittiğimizde inanılmaz kalabalıktı. O nedenle burada denize giremedik. Ama iki yamaç arasında kaldığı için hiç rüzgar almadığını ve denizin oldukça sığ olduğunu söyleyebilirim.

  • KIZILBÜK & GABAKLAR PLAJI

Ovabük’ten çıkıp yan yana sıralanmış Hayıtbükü ve Kızılbük’ü görelim istedik. Hayıtbükü çok kalabalıktı o nedenle tavsiye üzerine Kızılbük’ün sonunda yer alan Gabaklar Restoran’ın plajına gittik. Burası da çok keyifli plajlardan biriydi. Çocuklu aileler için özellikle bir çok anlamda mantıklı olabilir.

Her şeyden önce kocamaaan bir bahçesi var ve ağaçların altına kurulmuş bir sürü dinlenme alanı var. Şurada bir şekerleme yapsam diyeceğiniz bir çok nokta bulacaksınız 🙂

Biz buraya vardığımızda inanılmaz bir rüzgar başladı, o nedenle denize pek giremedik ama restoran kısmında bira-kalamar yaptık. Datça’da rüzgar biraz şans işi anladığım kadarıyla ve ne yazık ki bizi 4 gün boyunca epey bir tokatladı 🙂 Ama hava sıcaklığı da 35 civarlarında olunca, esmese ne olurduk diye de düşündük hep. Uzun lafın kısası, Datça’da rahatlıkla önerebileceğim plajlardan biri de burası oldu.

NEREDE NE YİYELİM?

  • FEVZİ’NİN YERİ

Sevgili arkadaşımız Ayşe Köroğlu sayesinde bir akşam yemeğimizi Datça merkezde yer alan Fevzi’nin Yeri’nde yedik. İyi ki de yedik! Ayşe’nin dediği gibi kendimizi İzzet Bey’e (baş garson) bıraktık ve biz dur diyene kadar o getirdi. Burada klasik bir meyhanede bulabileceğiniz hiç bir meze yok! Konsepti bilmediğim için de gidip “Yoğurtlu mezeniz yok mu ?” diye sordum! Sormaz olaydım 🙂 İzzet Bey bana meyhane kültürünü, günümüz meyhanelerinde nelerin yanlış yapıldığını, kendi tarzlarını bir güzel anlattı 🙂 Fevzi Bey’in kendine has uslubuyla hazırlanmış çok acayip bir mönüleri var. Hatta İzzet Bey “Çiğ balık gibi şeyler sever misiniz?” diye sorduğunda ben “Ay ben yiyemem!” dedim 🙂 İzzet Bey de “Sen bir tat bakalım sonra konuşuruz.” dedi. Başlangıç mezeleri arasında orkinos getirdi. Böyle bol limonlu, tuzlu ve sarımsaklı bir sosu olan minik minik doğranmış bir orkinos. Mırın kırın ettim önce, sonra bir tadayım dedim. Sonra ben bir utan! Bir utan! Öyle ön yargılı olup da ben yemem dememek lazımmış onu anladım 🙂 Sanırım bütün tatil boyunca aklımızda en çok kalan lezzetler burada yediklerimiz oldu. Başta gelen cevizli zeytin, mürdümik (fava), güveç sübye, kremalı midye ve fener kavurma muhteşemdi. Kesinlikle tavsiye ederiz. İzzet Bey ve Fevzi Bey’e de selamlarımızı iletiniz 🙂 / Fiyat performans kalitesi müthiş! Rezervasyon şart!

  • CULINARIUM

Datçalı sayılabilecek yakın bir arkadaşımın favori mekanı olan Culinarium, ilk akşam yemeğimizi yediğimiz yerdi. Açıkçası normal bir restorana gittiğimizi zannederken kendimi Datça Limanı’na bakan bir apartmanın terasında, bir evin terasında buluverdim 🙂 Mekanın küçücük bir terası, arkada minik bir avlusu ve alt katta kapalı bir restoran alanı bulunuyor. Rezervasyon yaptırırsanız muhakkak teras diye belirtmeyi unutmayın.  Culinarium bir aile işletmesi, beyefendi mutfağın başında, hanımefendi ise serviste! Hanımefendi Alman ama 20 yılı aşkın süredir Datça’da yaşıyor, şakır şakır da Türkçe konuşuyor. Mönüye kattıkları da açık şekilde görülüyor. Burası ağırlıklı olarak şarap eşliğinde bir şeyler yemek isteyenler için uygun bir mönüye sahip! Başlangıçlardan beyaz peynirli risotto ve balıklı&karidesli kabak çiçeği dolması çok lezzetliydi. Ana yemek için balık ve et seçenekleriniz mevcut. Biz tavsiye üzerine beyaz lagos balığı yedik. Sanırım bu yemekteki en büyük hatamız bu oldu 🙂 Çok lezzetliydi ancak tavada yağda pişirildiği için çok ağır geldi ve bütün gece midemizi mahvetti.

Değişik bir deneyim isterseniz kesinlikle tavsiye ederiz, ancak pahalı bir yer olduğunu söylemem gerek. 1 şişe beyaz şarap, iki başlangıç ve 2 adet balık toplamda 400TL civarında tuttu. Ben bir daha gidecek olsam, şöyle bir plan yapardım; terasta yerimi ayırır, gün batımı saatinde orada olur, 2-3 başlangıç söyler ve şarabımı içer kalkardım. Başlangıçların porsiyonları büyük. O nedenle gözünüz korkmasın. / Fiyat performans kalitesi orta! Rezervasyon şart!

  • VİLLA AŞİNA

Datça’da yediğimiz en güzel yemeklerden biri de buradaydı! Villa Aşina aslında bir otel. Saklı koy denilen bir koyda, denize nazır bir manzarası olan terasında dileyen misafirlerini dışarıdan da restoran için ağırlıyor. Tek yapmanız gereken, önceden rezervasyon yapmak ve gideceğiniz gün öğlene kadar arayıp balık mı et mi yemek istediğinizi söylemek. Çünkü ona göre günlük alış veriş yapılıyor ve size özel bir sofra kuruluyor. Villa Aşina’nın Tarsuslu sahibi Bülent Bey’in elinin lezzetini daha gitmeden duymuştuk. Ne yazık ki biz gittiğimizde kendisi Datça dışındaydı ancak mutfak ekibi de en az onun kadar başarılı. Arkada tatlı tatlı çalan Tanju Okanlar, samimi bir ortam, lezzetli yemekler! Zaten daha ne ararsınız ki? Bir de tabi Villa Aşina’nın müthiş dostu Gamsız var! Gamsız öyle sıcak kanlı ki, hemen yanınıza sokuluveriyor. Bütün gece aşk yaşadık biz kendisiyle!

Bizim masamıza gelen mezeler, havuç tarator , çağlalı caciki, ege otları mücver, somon pate ve tarçınlı barbunya idi. Ben özellikle tarçınlı barbunyaya bayıldım! Baransel de somon pateyi çok sevdi.

Ara sıcak olarak ise kocaman bir güveçte karides mantısı geldi. İnanılmaz lezzetliydi! Biz zaten o noktadan sonra doymuştuk ama üzerine kocaman bir deniz levreği geldi. Neyse ki kalanları Gamsız yiyormuş 🙂 Gözüm arkada kalmadı! / Fiyat performans kalitesi yüksek! Rezervasyon şart!

  • LEYLA DATÇA 

Datça’nın içerisinde 1001 gece masallarını aratmayan bir atmosfere düştük! Datça’nın Reşadiye köyünde yer alan ve yerli halk tarafından Koca Ev diye de bilinen meşhur Mehmet Ali Ağa Konağı, günümüzde bir butik otel olarak kullanılıyor. Otelin avlusunda ise daha 1 ay önce açılmış Leyla Restoran yer alıyor. Otel ve restoran farklı işletmeler. Ancak restorana gitmek için zaten konağın bahçesine girmeniz gerektiğinden, zaten ilk adımda büyüleniyorsunuz. Biraz Fas, biraz Endülüs ve biraz Osmanlı mimarisi var konakta. Bahçenin peysajına hele inanamazsınız. Bin bir çeşit bitki…

 

 

Restoranın bir ana avluda bir de arka bahçede alanı var. Arka bahçe alanı biraz daha küçük ve genelde kalabalık gruplara ve özel etkinlik düzenlemek isteyenlere veriyorlar. Bence bahçe kısmı daha keyifli bu arada!

Arka bahçedeki bu dev kaktüslere bayıldık 🙂

Leyla Restoran’ın mönüsünde hem deniz mahsulü hem de et var. Bize göre rakıdan ziyade şaraplık bir mekan. Başlangıç olarak soğuk badem çorbası ve soğuk ayran aşı çorbası güzel ve ferahlatıcı seçenekler. Ana yemek olarak Baransel dana kaburga aldı, bense bonfile! Açıkçası bonfile beni biraz hayal kırıklığına uğrattı ama dana kaburga baya güzeldi. Restoran daha 1 ay önce açıldığı için eksiklikleri çok! Servisi yavaş, örneğin biz ana yemeğe geçtiğimizde şarabımız yeni gelmişti gibi… Ama düzeleceğini düşünüyorum, yeni başlayan bir işletmenin oturması zaman alacaktır.

Restoranın ucuz ya da makul fiyatlı olduğunu asla söyleyemem. Hatta tüm tatil boyunca ödediğimiz en yüksek hesabı burada ödedik. O nedenle bir daha gidersem sadece bir iki başlangıç ve şarapla takılabilirim sırf o atmosferi yaşamak için.

Bu arada kişi başı 38TL’ye bu ortamda güzel bir kahvaltı da edebilirsiniz. Aklınızda olsun! /Fiyat performans kalitesi orta! Rezervasyon şart!

  • POYRAZ RESTORAN

Ovabük’te yer alan Poyraz Restoran, bizim Bozcaada’da yer alan Vahit’in Yeri’nin bildiğin Datça versiyonu! O nedenle çok çok sevdik! Ağırlıklı olarak öğlen ya da akşamüstü bir şeyler atıştırmak için ideal! Zaten aslında hem pansiyon tarafı var hem restoran tarafı! O nedenle kendi önünde plajı olduğu için tüm gün burada takılabilirsiniz. Biz de aynen öyle yaptık! Vardığımızda karnım çok açtı o nedenle hemen bir kaç şey söyledik. Yediğimiz tüm mezeler çok iyiydi! O nedenle aslında daha bir sürü şey söylemek istedim ama midem izin vermedi 🙂 Etrafımdaki herkes ise mutlaka yoğurtlu patates ve biber kızartması yiyordu. Sanırım onu da denemek lazım aklınızda olsun 🙂 Biz çok sevdik burayı! Kesinlikle tavsiye ederiz! / Şezlong için ekstra para ödemedik. Fiyat performans çok iyi! – Öğle saatinde rezervasyonsuz gittik, bir sıkıntı yaşamadık. Bence rezervasyona gerek yok!

  • PAYAM PALAMUTBÜKÜ

Palamutbükü’nden ayrılmadan önce, çok tavsiye edilen Payam‘a gittik. Aslında toktuk ama sırf denemek için bir mantı ve o meşhur portakallı, bademli ve çikolatalı kurabiyelerinden aldık. Mantı konusunda hassas biriyimdir. Çok şanslıyım ki ailede inanılmaz mantı açan hanımlarla büyüdüm. O nedenle o hamur incecik olmadan, kıyması bol tutulmadan benim için mantı geçer not alamıyor. Buradaki mantının hamuru nispeten ince sayılırdı ama içinde neredeyse hiç kıyma yoktu, sadece yoğurtlu haşlanmış hamur yiyormuşsunuz gibi bir hissiyat verdi bana. O nedenle mantısını tavsiye etmem. Ama o kurabiyeler! Ah o kurabiyeler! Payam bence akşam üzeri çay saati yapılabilecek ve fırın kısmından muhteşem kurabiyeler kekler denenebilecek bir mekan. Bu anlamda kesinlikle tavsiye ederiz!

  • DATÇA SAHİLİNDE YER ALAN DİĞER MEKANLAR

Datça’nın aynı Bodrum-Gümüşlük sahili gibi bir sahili var. Dekorasyon ve konsept birebir aynı! Bu sahilde de bir sürü yan yana restoran var. Bunlardan birine de gitmek isteyebilirsiniz. Ama bizim hem programımızda yoktu hem de biraz fazla kalabalıktı, o nedenle burada bir deneyim yaşamadık. Onu da belirteyim istedim… Ama tavsiyeler arasında gelenler, Maradona, Hüsnü’nün Yeri, Kumluk Restoran ve Dutdibi idi. Aklınızda olsun! Bir de yemek öncesi ya da sonrası bir şeyler içmek isteyenlere Cafe Inn önerilir!

ESKİ DATÇA

Datça’ya gelip de şöyle bir Eski Datça sokaklarında yürümeden olmaz! Datça merkezden yaklaşık 2 km uzaklıkta bulunan eski adı Dadya olan Eski Datça’ya dolmuşlarla ulaşabiliyorsunuz. Tam gün batımı saatiydi biz gittiğimizde… Tüm sokakların arasından turuncu bir ışık beliriveriyordu. Atmosfer çok güzeldi gerçekten.

Biz buradan yemeğe gideceğimiz için bir yerde oturup bir şeyler içmeye fırsatımız olmadı. Ancak Can Yücel’i Kahvesi olarak da bilinen Orhan’ın Kahvesi’nde oturup bir şeyler içmek keyifli olabilir.

Hafif Alaçatı atmosferine sahip sokaklar, Alaçatı’dan çok çok daha küçük elbette. Tüm sokakları gezmeniz en fazla yarım saat sürer.

Eski Datça denince akla ilk gelen isim ünlü Türk şairi Can Yücel oluyor elbette. Ailesiyle uzun yıllar boyunca Eski Datça’daki evinde yaşayan Yücel’in vefatının ardında da bugün hala evinin önü onu ziyarete gelenlerle dolu.Öyle ki kapıya artık “Burası bir Müze değildir.” yazmak zorunda kalmışlar. Ziyaret edenlerin de kendince hakkı var tabi, ona bir nebze de olsa yakınlaşmış gibi hissediyorlar belki de kendilerini. Mesela benim tüm o sokakları gezerken aklımda hep şu satırlar vardı;

Başka türlü bir şey benim istediğim…
Ne ağaca benzer, ne de buluta…
Burası gibi değil gideceğim memleket…
Denizi ayrı deniz…
Havası ayrı hava…
Can Yücel

DATÇA’DA GECE HAYATI

Datça’da inanılmaz bir gece hayatı yok, zaten olmasın da! O anlamda da Bozcaada’ya çok benziyor. Çünkü zaten Datça’nın mizacına ters bu durum. Sahilde sevdiceğinle el ele yürürken hala dalga sesi duyabileceğin bir yer Datça!

Belirli dönemlerde belediyenin düzenlediği festivaller olabiliyor, o festival dönemlerinde halk konserleri veriliyor. Bizim gittiğimiz dönemde Tiyatro Festivali vardı ve şansımıza ilk akşam çok sevdiğimiz Güvenç Dağüstün çıkmıştı. Böyle dönemlere denk gelirseniz gece yarısına kadar müzik dinleyebilirsiniz.

Tabi ki bir de yaz boyunca devam eden Datça Amfitiyatro Yaz Konserleri var! Bunlara da mutlaka göz atın, orada olacağınız tarihe denk gelecek güzel bir konser bulabilirsiniz belki !

Diğer bir alternatif ise, liman tarafında yer alan ve Datça’nın sanırım daimi tek konser mekanı Coop Live! Buradaki programı haftalık olarak takip edebilirsiniz! Bizim şansımıza bir akşam  çok sevdiğimiz Cümbüş Cemaat grubu çıkıyordu. Biz de yemekten sonra dinlemeye gittik ve çok eğlendik! Sabahlara kadar sürmüyor o konser hali  tabi, en fazla 01:00 itibariyle müzik kesiliyor. Bu güzel bir şey, ben yadırgamıyorum. Bizim döndüğümüz gün de Yeni Türkü çıkacaktı mesela… O nedenle bence mutlaka takvimine internet sitesinden bakın 🙂

Eğer güzel caz dinlemek isterim derseniz Palamutbükü’nde yer alan Whatsapp Chef Beach Pub bazı akşamlar caz sanatçılarını ağırlıyor.

Tüm sergi, konser ve bilumum etkinlikler için My Datça sitesine bakabilirsiniz!

DATÇA’DAN ALMADAN DÖNMEMENİZ GEREKEN ÜÇ ŞEY

  1. İncir – Hayatımda yediğim en güzel incirlerdi.
  2. Badem – Gerçekten çok iyi!
  3. Bademli Zeytin – İnanılmaz bir lezzet! Çekirdeği çıkartılmış yeşil zeytinlerin içerisine çiğ badem içi doldurulmuş.

Açıkçası bölgenin şarap konusunda biraz daha gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Sadece yarı tatlı beyaz şarabını, üzümünden dolayı baya sevdik. Zeytinyağı da güzeldi ama Çanakkale’den daha iyiydi diyemem. Bir de bence bir tutam kaktüs getirin 🙂 O kaktüslerin yere düşmüş bir tutamını evde toprağa gömüp yetiştirebiliyorsunuz. Ben yapamadım içimde kaldı, ama bir daha gitsem kesin yaparım!

DATÇA’DA ZAMAN BULUP DA YAPAMADIKLARIMIZ

  • Knidos Antik Kenti’ne gitmek ve orada gün batımını izlemek
  • Datça Vineyard’da gün batımı eşliğinde tadım yapmak
  • Kargı Koyu, İnbükü, Domuz Çukuru, Karaincir ve Palamutbükü’nün hemen yanındaki Akvaryum Koyu’nda denize girmek
  • Günübirlik teknelerle koy koy gezmek
  • Kite ve Wind surf deneyimi yaşamak
  • Kızlan’da bulunan eski yel değirmenlerini görmek
  • Bodrum feribotlarının kalktığı Kairos Marinası’nda gün batımı izlemek

DATÇA HAKKINDA NAÇİZANE GÖZLEMLERİM

  • Datça bize Bozcaada’yı çok fazla anımsattı. Ama bir yandan da hem daha büyük hem de nispeten daha hareketli olduğu için ve belki de tüm evlerin bembeyaz olmasından kaynaklı azıcık Bodrum’u da anımsattı. İkisinin karışımı ama Yunan etkilerinin de fazlaca görüldüğü bir yer diyebilirim.
  • Datça’nın bitki örtüsü coğrafya derslerinde begonvil olarak okutulmalı 🙂 Bu kadar yer gördüm, begonvilin bu kadar yakıştığı başka bir yer görmedim! Tabi ki bir de kaktüsler! Çok nadir görülen bu kaktüsler ve begonviller o turkuaz denizle nasıl bir ahenk içinde anlatamam! Datça bende hep bu üçlü ile kalacak…
  • Datça Muğla ilimize bağlı bir kasaba olmasına rağmen sokaklarda göreceğiniz 06 plaka yoğunluğu sizi şaşırtmasın 🙂 Bizi şaşırttı ve sormak durumunda kaldık 🙂 Çünkü resmen İzmirliler için Alaçatı neyse, Ankaralılar için de Datça o gibi davranılıyor 🙂 Sonradan öğrendim ki 70’li yıllarda Ankaralı bürokratlar ve memurlar Datça’da çok fala sayıda kooperatif işine girmişler, emekli olduktan sonra da çoğu Datça’ya yerleşmiş. Şimdi onların alt jenerasyonları da yazlık niyetiyle Datça’ya geliyormuş. Öyle ki bir çok restoran ve otelin işletmecisi de Ankaralı 🙂
  • Symi’ye ülkemizden en yakın iki noktadan biri de Datça, ancak bu kadar yakın olmasına rağmen arada bir feribot ya da tekne seferinin olmaması çok üzücü. Yetkililere sesleniyorum 🙂
  • Datça ve Bodrum arasında arabalı feribot seferlerinin olması çok güzel! Toplamda 1,5 saat sürüyormuş.
  • Datça’da gördüğüm en büyük eksiklik bir 3. dalga kahvecinin olmaması! Varsa ve ben bilmiyorsam lütfen aşağıya yorum olarak bırakın 🙂 Ama şöyle bohem, tatlı bir 3. dalga kahveci çok yakışırdı!
  • Datça özelinde değil ama Datça seyahati sonrasında çok düşündüğümüz bir konu var. Sanırım artık Türkiye’de ucuz bir yer kalmadı… Ekonomi o kadar batık durumdaki, işletmeciler haliyle fiyatları her yerde çok arttırmış durumda. Ülkede bir çok yazlık yerde kalamar yedik, en salaşından en lüks restoranına kadar, minimum fiyatın en salaş mekanda bile 40TL’ye sabitlendiğini söyleyebilirim. Datça tatilini planlarken Datça’yı aslında, her yaz ritüel haline gelen Yunan Adaları seyahatinin yerine koymuştuk. Çünkü Euro ile başa çıkamayacaktık. Çok açılmayalım, gitmediğimiz bir yeri görmüş olalım mantığıyla yola çıktık. Ama Datça bizi çok şaşırttı. Gittiğimiz çoğu restoran ya da meraktan haberdar olduğumuz çoğu konaklama seçeneği çok pahalıydı. Alkol zaten aşırı pahalı. Gelen vergiler nedeniyle işletmeci ne yapsın? Ona da kızamıyorum! Ama Migros’ta 35TL’ye satılan bir yerel şarabı sen bana 230TL’ye satıyorsan bu işte bir yanlışlık var diye düşünürüm. Bu bana çok ayıp geliyor. Para ülkemizde öyle bir el değiştirdi ki, son yıllarda gittiğimiz her yerde bunu çok net görebiliyoruz. Dolayısıyla kaliteli yerel turist çok azaldı. E şimdi bu azınlık turist yurt dışına da çıkarken bir düşünüyor. Peki ne olacak bu işin sonu? Ben size söyleyeyim, bu işin sonu kayın valide yazlığı ya da biraz şanslıysanız kendi yazlığınıza dönecek. 🙂

Datça fotoğraflarımıza instagram üzerinden #kucukmarthadatca dan ulaşabilirsiniz.

Sevgiler

Özüm & Baransel

 

 

 

You Might Also Like

3 Comments

  • Reply
    Candan
    1 Ağustos 2018 at 21:09

    Bu yaz sanırım aynı tarihlerde Datça’daydık, ama biz 10 gün kaldık… Çok haklısınız fiyatlar konusunda, en mütevazi yemek bile bütçeyi aşıyor.. Biz o yüzden apartı tercih
    ettik sürekli dışarda yemek yerine bir öğün kendimiz çok şirin bahçeli Apart otelimizin asmalı çardağının altında, canımız çektiğinde dışarda yedik… Palamutbükünde kaldık, apart seçenekleri çok orada… Denize sıfır değildi, sahile 5-10 dk uzaklıkta olması daha iyi bile oldu kalabalık nedeniyle… Begonvil apartı kesinlikle tavsiye
    ederim😊 Bahçesinde incir ağaçları, biber, adaçayı, maydonoz… İstediğiniz gibi toplayıp yiyebildiğiniz, sessiz sakin bir köy
    evi dinginliğinde..

  • Reply
    Fulya
    13 Ağustos 2018 at 11:05

    Kız Martha! Ocağımıza incir ağacı diktin:( Konak çok güzel ama yemeklerde bi olay yok… Kahvaltıya gidilse yeter… Villa Aşina’da da ortam fena olmasa da yemek için giden tek masa bizdik:( Yemeklerin de öyle bir olayı yoktu… Telefonda fiyat bilgisi için 200-250 demelerine ragmen 350 lira hesap geldi:( Sahildeki herhangi bir balıkçı buradan iyidir hiç gitmeye gerek yok…

    • Reply
      kucukmartha
      14 Ağustos 2018 at 08:24

      Bu işler şans işi demek ki… Leyla için zaten yukarıda yazmıştım ne kadar pahalı olduğunu 🙂 Oraya atmosfer için gidersin… Villa Aşina’da bizim yemeklerimiz çok lezzetliydi… Her gün farklı bir şey çıktığı için her halde size farklı bir şey denk geldi… Kötü geçmesine üzüldüm…

    Leave a Reply