All Posts By

kucukmartha

ETKİNLİKLER

BİZ HAMİLEYİZ!; EN ZOR ZAMANLAR (1. TRİMESTER)

Evet, biz hamileyiz! Biz diyorum çünkü bu iş gerçekten iki kişilik arkadaşlar! Sizlere geçirdiğimiz zorlu ilk 3 ayı anlatmadan önce, bana bu “biz” hissiyatını sonuna kadar yaşatan canım yol arkadaşım Baransel’e sonsuz teşekkürlerimi bir kez de buradan sunmak istiyorum! Onun desteği olmasa şuanki ruh halimden bambaşka bir noktada olurdum eminim.Sevgili arkadaşım Tanem Sivar’ın kayınvalidesi çok sevgili Zeynep Dirvana’nın bir sözü var: “Süt babadan gelir.” Baba anneyi mutlu edecek ki annenin sütü bol gelecek. Bu cümle bence bu süreçteki “biz” ilişkisini çok güzel anlatıyor. Yol arkadaşım, iyi ki varsın! Seni çok seviyorum!

AMAN TANRIM HAMİLEYİM!

31 Temmuz 2018 akşamı evde elektrikler kesilmiş, mum ışığında oturuyorken, içime düşen bir şüphe ile, kız kardeşimin Londra’dan getirdiği aşırı teknolojik prediktör ile test yaptım. 3 dakika bekledikten sonra ekranda yazan “1-2 haftalık hamilesiniz” yazısına inanamadım. Evde tek başımaydım ve Baransel iş yemeğinden dönünce onu nasıl karşılasam diye epeyce düşündüm. Açıkçası %100 emin de olmadığım için biraz da tedirgindim. Ama karnıma göz kalemiyle “Hello Daddy” yazıp koltukta uyku moduna geçtim. Baransel eve gelince eğer koltukta uyuyorsam genelde hep karnımı açıp bir öpücük koyar. Ve yine o beklenen öpücük geldi ama maalesef elektrikler kesikti ve yazdığımı göremedi. O nedenle ben de ona göstermek zorunda kaldım. Birlikte yaşadığımız kısa bir şokun ardından temkinli olmaya karar verdik ve hemen bir sonraki haftaya doktor randevusu aldık. 6 Ağustos günü doktor randevusuna gittiğimizde gördüğümüz şeyin çok minik ve gerçek olduğunu idrak ettik. Evet, artık resmi olarak hamileydim! Ama riskli zamanlardaydım o nedenle yine de çok moda girmemeye özen gösteriyorduk. Doktorum, son period tarihimle hesaplanınca ortaya çıkan hafta ile görünen boyutun arasında fark olduğunu, daha küçük olduğu için muhtemelen geç yumurtlamış olduğumu söyledi. O aralar tam olarak kaç haftalık olduğumu o nedenle bilmiyorduk. 5 de olabilirdi 6 da! Doktorun söylediğine göre en riskli haftalar 6 ve 9 arasındaki haftalarmış. 6. Hafta itibariyle bebeğin kalp atışı dinlenebiliyormuş, dolayısıyla ilk adım bu olacakmış. Bu riski atlattıktan sonra genelde nedeni belli olmayan sebeplerden ötürü vücut embriyoyu atabiliyormuş. Bu da genellikle 7. ve 9. Haftalar arasında oluyormuş. İçinde bulunduğumuz durum bizim için aynen şöyleydi “Bir sabah uyandık ve adeta başka bir gezegendeydik.” Etrafımızda bu kadar çocuklu insan varken yine de bilmediğimiz milyonlarca şey olması ve bu işin kesinlikle senin elinde olmaması hali gerçekten çok acayip bir duygu.

BİR “ADA” HİKAYESİ

Aradan 1 hafta geçti ve hafta ortasında bir kanamam oldu. Hemen doktora gittik. Doktorum 2 gün sonra yeniden gel bakalım dedi. 2 gün sonra yeniden gittim ve zaten ertesi gün Bozcaada için yola çıkıyorduk. O nedenle doktorun ağzından çıkacak her şey aşırı önemliydi. Doktorum sorun kalmadığını, bebeğin iyi olduğunu ve içeride kanamanın bittiğini, gidip 2 hafta güzel bir tatil yapmamı ve bu sürede her şeyin serbest olduğunu hatta paraşütten bile atlayabileceğimi söyledi Biz de o özgüvenle 2 haftalık Bozcaada maceramıza doğru yola çıktık. İlk 1 haftamız gerçekten çok güzel geçti. Tam bayrama denk geldiği için ve ada inanılmaz kalabalık olduğu için hiç aşağıya inmeden deniz ve kiraladığımız bağ evi arasında mekik dokuduk. İştahım yerinde ve gayet mutluydum. Tek problemim günde 15 saate yakın uyuyor olmamdı Sanki biri süpürge ile enerjimi çekiyordu. Sabahları 7’de fişek gibi kalkıp öğleden sonra uyumaya başlıyordum. Bir şekilde idare ettik. Bu sırada adada bulunan hiçbir arkadaşımız konuyu bilmiyordu. O nedenle de pek kimseyle görüşemedik.

İkinci haftaya başlarken bir sabah uyandım ve artık tüm o iyi şeyler geride kalmıştı. Her şeyden midem bulanıyor, adeta midemde son devirle çamaşır sıkılıyordu. Tüm kokulara karşı hassasiyetim oluşmuş, özellikle deniz mahsülü ve et kokusuna tahammülüm kalmamıştı. Sanki her sabah bitmeyen bir hangover yaşıyordum, hem de en kötüsünden, hani bir şişe rakıyı tek başıma içmişim gibi… Tek yiyebildiğim şey ise hamur işi idi. Ekmek, makarna, erişte ve pilav ile geçen bir Bozcaada seyahati düşünsenize! İşin zor tarafı bayram bittiği için herkes bizi rakı masasına davet ediyor, gitmediğimizde gönül koyuyor ya da ilaç içiyorum içemem yalanını söylediğimde rakının en iyi antibiyotik olduğunu söyleyip içmeye zorluyordu Mide bulantısından ağladığım günler oldu… Şaka değil! Hiçbir şey yiyememenin verdiği düşük tansiyonla adeta yatalak olmuştum. Canım Baransel etrafımda dört dönse de ikimizin de elinden hiçbir şey gelmiyordu. Tüm bunlar olurken bir akşam kanamamın yeniden başlaması ve bu sefer daha yoğun olması adada ilk defa kendimizi inanılmaz çaresiz hissetmemize neden oldu. Hemen kendi doktorumla görüştüm. Aynı zamanda Çanakkkale’de de adadan bir arkadaşımız vasıtasıyla bir doktor bulduk ve acil bir durum söz konusu olursa diye onunla da irtibat halinde kaldık. İki doktor da hemen eczaneye gidip düşük önleyici olarak da bilinen Prolüton Ampul almamı ve sağlık ocağında iğne olmamı söylediler. Tam da akşam yemeği saati, bağ evinden merkeze bir inişimiz var size anlatamam. Rengimiz bembeyaz, eczanenin kapısında oturan arkadaşlarımıza selam bile veremeden içeri daldık. İğneyi alıp hemen sağlık ocağına koştuk. İğneyi olduktan sonra iki doktor da eğer kanama sabaha devam ederse hemen Çanakkale’ye gidip ultrasona girmemi söyledi. Tabi ki kanama ertesi sabaha da devam etti. Sabahın köründe feribota binip Çanakkale’ye hastaneye gittik. O yol boyunca güneş gözlüğünün arkasından gizli gizli nasıl ağladığım dün gibi aklımda. Sürekli içimden “Lütfen bir şey olmasın, lütfen!” deyip durdum. Sonunda hastaneye vardık ve doktor bizi acil olarak içeri aldı. Ultrasonda minicik bir kalbin atışını görmekle kalmadık, ilk defa sesini de duyduk. Tabi ki gözyaşları sel oldu! Baransel!le birbirimize bakıp gözlerimizle o kadar güzel konuştuk ki yine… Yüreğimizden aktı sevinç gözyaşları… Böylelikle Ada’nın ilk kalp atışını dinlemek de Çanakkale’ye kısmet oldu. 🙂 Canım Ada… Bize ilk sürprizini yaptı! (cinsiyeti ne olursa olsun ismi Ada olacaktı)

Çanakkale’deki doktor bana bir kez daha düşük önleyici iğne yapmak istedi. O sırada ben kendi doktorumla konuştum ve kendi doktorum asla bir kez daha olmamam gerektiğini söyledi. Çok fazla hormon yüklenmiş olacağını ve buna hiç gerek yok dedi. Ben de tabi ki kendi doktorumu dinledim ve Bozcaada’ya geri döndüm. Artık gerçekten bir annenin bana bakması gerekiyor gibi hissediyordum. Kolumu kıpırdatacak halim yoktu ve yemek en büyük problemimdi. Tabi bir de seyahatin başında planladığım hiç bir şey gerçekleşmedi Yok #marthaninadagunlugu yapacakmışım da, tüm adadaki dostlarımıza bir kahveye uğrayacakmışım da, sofralar kuracakmışım da, efendime söyleyeyim daha neler neler… Kafamı kaldıramadım! Bir de başıma bağ evinin iletişim bilgisini isteyen 300 adet mesaj sorunu çıktı. Kimsenin ne halde olduğumdan haberi yok, mesajlar yağıyor. Cevap vermeyince de fırça yiyorum. Midem olmuş çamaşır makinesi, gözüm hiçbir şeyi ve hiç kimseyi görmedi.

Tüm bunlar bir araya gelince biz de tatilimizi birkaç gün kısaltıp adadan döndük. Hayatımızda ilk defa adadan ayrılırken “o son feribota binmeyecektim” hissiyatını yaşamadım. Çünkü artık Ada’yı içimde taşıyordum ve onun sağlığı her şeyden önemliydi. Koşarak İstanbul’a döndük diyebilirim. Bir yanım da feribottan gittikçe uzaklaşan adaya bakarken şunu söylüyordu “Belki gelincik zamanı, belki bağ bzumunda… Ada’yla yeniden gelip ona adamızı anlatacağız.”

EN KÖTÜ GÜNÜM

O hafta en yakın arkadaşlarımdan birinin düğünü vardı ve ben nikah kıyacaktım. Sabah uyandığım andan itibaren başlayan baş ağrısı, mide bulantısı yerini kusmaya bıraktı ve o gün perişan bir halde düğüne gittim, görevimi tamamladım, gelin ve damat masaları gezerken mekanın tuvaletinde kusmaya devam ettim. Göbek atmayı ve çılgınca dans etmeyi planladığım düğünden erkenden ayrılıp eve gitmek zorunda kaldım. O gün şuana dek hamileliğimde yaşadığım en en kötü gündü. Ertesi gün hemen doktorumuza gittik. Doktorum her şeyin yolunda olduğunu ve tam olarak 9 hafta 2 günlük hamile olduğumu söyledi. Artık net bir tarihim vardı! Hayırlısıyla 6 Nisan 2019 beklenen tarih olarak kayıtlara geçti. Bulantım ve baş ağrılarım için ise bir ilaç verdi. Vitaminlerimi daha fazla bulantı yapacağı için kısa süreliğine kesti.

Baransel’in annesinden bir sürü bahane ile ev yemeği istedik. Bizimkilere de sürekli yok midemi üşüttüm, yok hastayım gibi numaralar yaptık. Çünkü o riskli dönem geçene kadar ailelere kesinlikle söylemek istemiyorduk.

AİLELERDEN SAKLAMA KONUSU

Tüm bu süreçte bu durumu saklama hikayesinin ne kadar zor olduğunu size anlatamam. Bazen “Buna gerek var mı ya? İnsanların senin ne halde olduğunu anlaması için bunu söylemen gerekiyor!” diye de düşündüm. İlk 3 ay kimseye söylememek diye bir tabunun nazardan dolayı olduğunu söyleseler de bence gerçekten benimki gibi zorlu bir ilk trimester geçiriyorsanız söylememek çok da mantıklı değil. Her şey bir yana bir de sizin ne halde olduğunuzu bilmeden sizinle anlamsız telefon konuşmaları da yapabiliyorlar. Örneğin saçımda kusmuk tuvalette yere çökmüşüm, annem aramış bana aldığım nevresim takımının içinden çarşaf çıkmadı diye yakınabiliyor. Ya da kalbimiz ağzımızda doktora gitmişiz, o sırada babanız arayıp arabanın lastiklerini değiştirmedin mi diye sorabiliyor. Bunun üzerine sen hemen telefonu kapatmak istediğinde de trip yiyorsun Yine söylüyorum, canım Baransel etrafımda dört dönse de, bir anne eline ihtiyaç duymuyor değil insan. O nedenle çok da uzatmadan 10. Haftada ailelere açıklamış bulunduk. Çok da güzel oldu. Annemin doğum günü münasebetiyle, hazır kardeşim de buradayken maaile Karamürsel’e gittik. Herkesi salona toplayıp size Bozcaada’da çektiğimiz drone videolarını izleteceğiz dedik. Önce gerçekten birkaç adet Bozcaada videosu izlettik, sonra çat diye son muayenede çekilmiş kalp atışı videosunu soktuk araya. Aileler önce şoka girdi. Sonra evde çığlık kıyamet kucaklaşmalar ve ağlaşmalar başladı. Güzel bir duyuru oldu Hepimize anı olarak kaldı!

Bu satırları yazarken 10 hafta 2 günlük hamileyim ve 24 Eylül’deki doktor kontrolümüzde cinsiyeti öğrenip bir sürü tahlil yaptıracağız. Siz bunları okurken muhtemelen her şey gelmiş geçmiş olacaktır ama şuan ki benden ilerideki bene ve Ada’ya kocaman sevgiler! (Cinsiyeti ne olursa olsun bizim için Ada ismi sabit) 11.09.2018

İŞTEN AYRILIŞ

Yukarıdaki satırları yazdığımda ofisteydim ve bir kaç gün sonrasında ise işten ayrıldım. Bunun sanılanın aksine hamileliğimle hiç bir ilgisi yoktu. O kadar zengin değiliz 🙂 Tamamen öyle denk geldi süreç. Uzun zamandır planlanan bir durumdu ama şirket içerisinde bir şeylerin gerçekleşmesi gerekiyordu ve nihayet gerçekleşmişti. Zor geçen bir hamilelik döneminde böyle bir durum elbetteki harika oldu! Günde 15 saat uyuyan, doğru düzgün yemek yiyemeyen ve her şeyden midesi bulanan biri için işe gitmek zorunda olmak çok zor bir durum gerçekten. Kısacası ben şanslıydım! Şimdiden uğurlu geldi bize 🙂

AMAZON “KIZIM” BENİM

12. Haftada müthiş doktorumuz bize cinsiyeti erken de olsa söyledi. Minik bir kız çocuğu bekliyorduk. Bu kadar kanamalı bir bir hamilelik sürecini atlatıp sonunda bizimle olmak için tutunan, amazon ruhlu kızım benim! Tek düşündüğüm sağlığın da olsa, böylesine güçlü bir ruhun olduğu için şimdiden sana teşekkürler! İyi ki bizi seçtin!

KIZ KARDEŞLE AYNI ANDA HAMİLE OLMAK

Şu süreci en anlamlı ve en keyifli kılan şeylerden biri de kız kardeşimle aynı dönemde hamile olmamızdı. Tam anlamıyla mükemmel bir deneyim diyebilirim. Yağmur 3 ay benden önde gidiyor. Dolayısıyla ben biraz hazıra konan taraf oluyorum 🙂 Bu sefer ablalık sırası onda 🙂 Ayrıca yurt dışında yaşadığı için sağolsun oradaki tüm yeniliklerden beni haberdar ediyor. Bu da çok kıymetli. Bu güzel deneyimi yaşayabildiğimiz için çok mutluyum! Umarım sizler de benzerini tadabilirsiniz.

PEKİ YA BUNDAN SONRA?

Bir kitapta okumuştum, o zamanlar hamile bile değildim ama romandaki karakterin şu cümleleri çok hoşuma gitmişti; “Her hamilelik parmak izi gibidir. Çünkü hiçbirimizden bir tane daha yok. Bu süreçte giriş-gelişme-sonuç aynı ilerlese de, hikayeler mutlaka farklıdır.”

Etrafımda doğum yapan çok fazla arkadaşım yok. Genelde akrabalar var diyebilirim. Dinlediğim hikayeler yukarıdaki cümlelerin altına imza atma özgüveni veriyor. O nedenle, paylaşmak güzel şey evet, ama mutlaka benimki farklı olacak biliyorum. Çünkü hiç biri Özüm ve Baransel değil.

Bu nedenle, ne internetten bir araştırma yapıyorum, ne insanları dinliyorum, ne de deli gibi kitap okuyorum. Sadece ama sadece doktorum ne derse onu dinliyorum. Bu şekilde dışarıdan gelen “Eyvah bittiniz!”, “Uykusuz günlere merhaba de”, “Bir daha zor gezersiniz”, “Bu devirde çocuk mu yapılır” şeklindeki negatif hiç bir yorumu da kaale almıyor, hatta bu şekilde konuşan insanlarla bu süreçte görüşmüyorum.

Hayatımda şuanda örnek aldığım bir kaç harika anne arkadaşım var. Şansıma son 2 senedir onların tüm süreçlerini hayranlıkla takip ettim. Bu işin tek bir kuralı var ” Anne-baba neyse, çocuk da o!” Çocuk senin aynan gibi. Tabi ki bir karakteri var ama sen ne verirsen aslında o. Bu tamamen enerji işi. Ben öyle inanıyorum. Başıma ne gelir bilmiyorum. Ama elimden geldiğince bunu uygulamak için çaba sarfedeceğim.

Şimdilik benden bu kadar 🙂

Hepinize bu yolculukta bizimle olduğunuz için çok teşekkürler…

Özüm

 

 

SEYAHAT

DATÇA REHBERİ 2018

Geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz Datça – Bozburun seyahatinin ilk ayağı olarak 4 gün boyunca Datça’yı keşfettik. Bu bizim hayatımızdaki ilk Datça deneyimimiz olacaktı, o nedenle biraz heyecanlıydık. Datça’ya vardığımızda ise bu heyecan yerini acayip bir dinginliğe bıraktı. Tarifi epey zor… Hem çok tanıdık hem de gördüklerimizle bizi şaşırtan bir yer oldu Datça. Benim için yeni keşfedilen bir yerin ardından beğeni kriteri olarak sorulacak ilk soru “Buraya yeniden gelir misin?” olur. Bu soruyu kendimize sorduğumuzda “Kesinlikle evet!” dedik. O nedenle Datça bizim için sadece haritada üzerine gittim anlamında bir tik atılacak bir yer değil, uzun bir zamana yayıp, keşfedilmeyi her defasında yeniden bekleyen bir yer olacak.

ULAŞIM KONUSU ve SEYAHAT PLANI

Datça oldukça büyük ve dağınık bir yer olduğu için oradayken aracınızın olması bizce şart! Biz önce İstanbul’dan arabayla mı gitsek diye düşünüyorduk, sonrasında 10 saatlik yol gözümüzde büyüdü ve uygun fiyata uçak bileti bulunca uçakla gitmeye karar verdik. İstanbul’dan Dalaman Havalimanı’na 50dk’lık bir uçuşun ardından vardık. Hemen, önceden rezervasyon yaptırdığımız aracımızı teslim almak üzere Budget istasyonuna gittik. Vodafone Red‘lilere özel Budget ile araç kiralamada %50 indirim olduğu için, aracımızı da gayet makul bir fiyata kiralamış olduk.

Dalaman Havalimanı ile Datça arası yaklaşık olarak 2,5 saat sürüyor. Yol manzaraları çok keyifli o nedenle biz hiç sıkılmadık. Karnımız acıktığında ise Hisarönü‘nde bulunan ve tam da yol üstünde olan Mavi Pide‘de mola verip harika köz patlıcanlı pidelerinden yedik. Molamızın ardından 1 saat kadar sonra ise otelimize varmıştık.

Datça içerisindeki ulaşımda aracımız olmasaydı o koylara nasıl giderdik sorusunun cevabını ise Datça merkez garajından kalkan minibüsler olarak aldık.Bu minibüsler önemli mevkilerin hemen hemen hepsine sizi ulaştırıyor. Ama yine de imkanınız varsa bir özel aracınız olsun. Çünkü otelinizden minibüs garajına, minibüs garajından gideceğiniz yere her defasında koşturmak tatilinizin kalitesini biraz düşürebilir.

Biraz da Datça içerisindeki mesafelere değinmek istiyorum. Dediğim gibi Datça nispeten büyük bir yarımada. Hala bakir doğasını koruduğu için de bir yerden bir yere ulaşım sağlarken inanılmaz dar, engebeli, hatta bazen patika ve oldukça virajlı yollardan geçiyorsunuz. Şahsen kaç kere plajlara giderken vertigomun tuttuğunu sayamadım bile. Örneğin Datça merkezden Palamutbükü’ne gitmek istiyorsanız, bu mesafe yaklaşık olarak 30km gibi düşünün. Yani sizin plaja ulaşmanız yolun zorluğuyla beraber yaklaşık olarak 30-40dakika. Palamutbükü nispeten yakın bir plaj diyebilirim, olur da Knidos Antik Kenti’ne gitmek isterseniz, en uç nokta o olduğu için ulaşmak yaklaşık 1 saatinizi alır.

Datça’ya kaç gün ayırmamız gerekir diye sorarsanız, bize 4 gün yetmedi diyebilirim. Gidilecek, görülecek çok fazla yer var. O nedenle biz 4 güne sığdırabildiğimiz kadarını sığdırdık, yeniden gelmek için bahane olur dedik. Bir yandan da çok tadındaydı bence 4 gün, ama 1 günümüz daha olsa şikayet de etmezdim. Kısacası bizce Datça, Cuma-Pazar hafta sonu kaçamağı yapılacak bir yer değil. Onu biraz günlere yayarak, usul usul, yavaş yavaş yaşamak gerekiyor.

KONAKLAMA ÖNERİSİ; FLOW DATÇA SURF & BEACH HOTEL

Datça’da otel bakarken en zorlandığım şey denize sıfır, kendi plajı olan bir otel seçeneği bulmaktı. Çok tatlı, çok güzel butik oteller var ama ben o sıcakta bir denize girip ferahlamak istediğimde her defasında 30 km yol yapmayayım istedim. O nedenle seçeneklerimiz arasından Flow Datça Surf & Beach Hotel’ tercih ettik. Çok da iyi ettik 🙂

Flow, Datça merkeze gelmeden bir kaç km geride, kendine ait otoparkı olan, düz ayak, hem havuz alanı hem de çimenlik alanı hem de plajı olan bir tesis. Biz ana binada yer alan konak odalarından birinde kaldık. Ama dileyenler için taş evlerden oluşan bahçe odaları da mevcut. Çocuklu aileler için özellikle baya güzel bir alternatif.

Biz otelde kalıp tüm gün orada vakit geçirmekten de çok keyif aldık. Plaj alanındaki barı ve koltukları çok güzel. Datça şansımıza hep çok rüzgarlıydı biz oradayken. Ama hava 38 derece olduğu için o rüzgar da bazen iyi geldi diyebilirim. Otelin bulunduğu bölge her zaman bır tık daha fazla rüzgar alıyor, zaten bu nedenle surf kısmı da mevcut. Ama aklınıza devasa dalgalar getirmeyin, denizin çarşaf gibi olduğu da oldu. Kahvaltısı açık büfe şeklinde veriliyor ve çok zengin. Her sabah çeşit çeşit taze ekmek yapıyorlar. Biz oldukça konforluyduk. O nedenle Flow’u kesinlikle tavsiye ederiz!

EN İYİ KOYLAR

  • PALAMUTBÜKÜ

Datça denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri Palamutbükü’dür. O nedenle ilk gün doğrudan buraya denize girmeye gittik. Tavsiye üzerine ise, girişte solda kalan Mavi Beyaz Otel‘in plajında takıldık. Çok rahat ve keyifliydi. Plaja giriş ücreti kişi başı 40TL, bu fiyata şezlong, havlu ve bir adet içki dahil! Olur da giderseniz özellikle demirhindi rom isimli içkisinden deneyin! Kokteyller 37-40TL, alkolsüz içecekler 15-18TL, biralar 20-24TL civarında satılıyor.

Gördüğüm en güzel koylardan biriydi Palamutbükü… Denizin rengi aşık olduğum Symi denizi rengine çok benziyordu.

  • OVABÜK

Ertesi gün Palamutbükü’nün yan tarafındaki Ovabük’e gittik. Burası daha salaş ve daha sakindi. Sıra sıra restoranların önlerinde plaj alanları mevcut. Rüzgarı daha az alıyor. Biz uzun bir süre burada yer alan Poyraz Restoran önündeki plaj kısmında takıldık. Sanırım Datça’da gördüğümüz ikinci en güzel koy da burasıydı.

  • HAYITBÜKÜ

Ovabük’ün hemen yanındaki Hayıtbükü biz gittiğimizde inanılmaz kalabalıktı. O nedenle burada denize giremedik. Ama iki yamaç arasında kaldığı için hiç rüzgar almadığını ve denizin oldukça sığ olduğunu söyleyebilirim.

  • KIZILBÜK & GABAKLAR PLAJI

Ovabük’ten çıkıp yan yana sıralanmış Hayıtbükü ve Kızılbük’ü görelim istedik. Hayıtbükü çok kalabalıktı o nedenle tavsiye üzerine Kızılbük’ün sonunda yer alan Gabaklar Restoran’ın plajına gittik. Burası da çok keyifli plajlardan biriydi. Çocuklu aileler için özellikle bir çok anlamda mantıklı olabilir.

Her şeyden önce kocamaaan bir bahçesi var ve ağaçların altına kurulmuş bir sürü dinlenme alanı var. Şurada bir şekerleme yapsam diyeceğiniz bir çok nokta bulacaksınız 🙂

Biz buraya vardığımızda inanılmaz bir rüzgar başladı, o nedenle denize pek giremedik ama restoran kısmında bira-kalamar yaptık. Datça’da rüzgar biraz şans işi anladığım kadarıyla ve ne yazık ki bizi 4 gün boyunca epey bir tokatladı 🙂 Ama hava sıcaklığı da 35 civarlarında olunca, esmese ne olurduk diye de düşündük hep. Uzun lafın kısası, Datça’da rahatlıkla önerebileceğim plajlardan biri de burası oldu.

NEREDE NE YİYELİM?

  • FEVZİ’NİN YERİ

Sevgili arkadaşımız Ayşe Köroğlu sayesinde bir akşam yemeğimizi Datça merkezde yer alan Fevzi’nin Yeri’nde yedik. İyi ki de yedik! Ayşe’nin dediği gibi kendimizi İzzet Bey’e (baş garson) bıraktık ve biz dur diyene kadar o getirdi. Burada klasik bir meyhanede bulabileceğiniz hiç bir meze yok! Konsepti bilmediğim için de gidip “Yoğurtlu mezeniz yok mu ?” diye sordum! Sormaz olaydım 🙂 İzzet Bey bana meyhane kültürünü, günümüz meyhanelerinde nelerin yanlış yapıldığını, kendi tarzlarını bir güzel anlattı 🙂 Fevzi Bey’in kendine has uslubuyla hazırlanmış çok acayip bir mönüleri var. Hatta İzzet Bey “Çiğ balık gibi şeyler sever misiniz?” diye sorduğunda ben “Ay ben yiyemem!” dedim 🙂 İzzet Bey de “Sen bir tat bakalım sonra konuşuruz.” dedi. Başlangıç mezeleri arasında orkinos getirdi. Böyle bol limonlu, tuzlu ve sarımsaklı bir sosu olan minik minik doğranmış bir orkinos. Mırın kırın ettim önce, sonra bir tadayım dedim. Sonra ben bir utan! Bir utan! Öyle ön yargılı olup da ben yemem dememek lazımmış onu anladım 🙂 Sanırım bütün tatil boyunca aklımızda en çok kalan lezzetler burada yediklerimiz oldu. Başta gelen cevizli zeytin, mürdümik (fava), güveç sübye, kremalı midye ve fener kavurma muhteşemdi. Kesinlikle tavsiye ederiz. İzzet Bey ve Fevzi Bey’e de selamlarımızı iletiniz 🙂 / Fiyat performans kalitesi müthiş! Rezervasyon şart!

  • CULINARIUM

Datçalı sayılabilecek yakın bir arkadaşımın favori mekanı olan Culinarium, ilk akşam yemeğimizi yediğimiz yerdi. Açıkçası normal bir restorana gittiğimizi zannederken kendimi Datça Limanı’na bakan bir apartmanın terasında, bir evin terasında buluverdim 🙂 Mekanın küçücük bir terası, arkada minik bir avlusu ve alt katta kapalı bir restoran alanı bulunuyor. Rezervasyon yaptırırsanız muhakkak teras diye belirtmeyi unutmayın.  Culinarium bir aile işletmesi, beyefendi mutfağın başında, hanımefendi ise serviste! Hanımefendi Alman ama 20 yılı aşkın süredir Datça’da yaşıyor, şakır şakır da Türkçe konuşuyor. Mönüye kattıkları da açık şekilde görülüyor. Burası ağırlıklı olarak şarap eşliğinde bir şeyler yemek isteyenler için uygun bir mönüye sahip! Başlangıçlardan beyaz peynirli risotto ve balıklı&karidesli kabak çiçeği dolması çok lezzetliydi. Ana yemek için balık ve et seçenekleriniz mevcut. Biz tavsiye üzerine beyaz lagos balığı yedik. Sanırım bu yemekteki en büyük hatamız bu oldu 🙂 Çok lezzetliydi ancak tavada yağda pişirildiği için çok ağır geldi ve bütün gece midemizi mahvetti.

Değişik bir deneyim isterseniz kesinlikle tavsiye ederiz, ancak pahalı bir yer olduğunu söylemem gerek. 1 şişe beyaz şarap, iki başlangıç ve 2 adet balık toplamda 400TL civarında tuttu. Ben bir daha gidecek olsam, şöyle bir plan yapardım; terasta yerimi ayırır, gün batımı saatinde orada olur, 2-3 başlangıç söyler ve şarabımı içer kalkardım. Başlangıçların porsiyonları büyük. O nedenle gözünüz korkmasın. / Fiyat performans kalitesi orta! Rezervasyon şart!

  • VİLLA AŞİNA

Datça’da yediğimiz en güzel yemeklerden biri de buradaydı! Villa Aşina aslında bir otel. Saklı koy denilen bir koyda, denize nazır bir manzarası olan terasında dileyen misafirlerini dışarıdan da restoran için ağırlıyor. Tek yapmanız gereken, önceden rezervasyon yapmak ve gideceğiniz gün öğlene kadar arayıp balık mı et mi yemek istediğinizi söylemek. Çünkü ona göre günlük alış veriş yapılıyor ve size özel bir sofra kuruluyor. Villa Aşina’nın Tarsuslu sahibi Bülent Bey’in elinin lezzetini daha gitmeden duymuştuk. Ne yazık ki biz gittiğimizde kendisi Datça dışındaydı ancak mutfak ekibi de en az onun kadar başarılı. Arkada tatlı tatlı çalan Tanju Okanlar, samimi bir ortam, lezzetli yemekler! Zaten daha ne ararsınız ki? Bir de tabi Villa Aşina’nın müthiş dostu Gamsız var! Gamsız öyle sıcak kanlı ki, hemen yanınıza sokuluveriyor. Bütün gece aşk yaşadık biz kendisiyle!

Bizim masamıza gelen mezeler, havuç tarator , çağlalı caciki, ege otları mücver, somon pate ve tarçınlı barbunya idi. Ben özellikle tarçınlı barbunyaya bayıldım! Baransel de somon pateyi çok sevdi.

Ara sıcak olarak ise kocaman bir güveçte karides mantısı geldi. İnanılmaz lezzetliydi! Biz zaten o noktadan sonra doymuştuk ama üzerine kocaman bir deniz levreği geldi. Neyse ki kalanları Gamsız yiyormuş 🙂 Gözüm arkada kalmadı! / Fiyat performans kalitesi yüksek! Rezervasyon şart!

  • LEYLA DATÇA 

Datça’nın içerisinde 1001 gece masallarını aratmayan bir atmosfere düştük! Datça’nın Reşadiye köyünde yer alan ve yerli halk tarafından Koca Ev diye de bilinen meşhur Mehmet Ali Ağa Konağı, günümüzde bir butik otel olarak kullanılıyor. Otelin avlusunda ise daha 1 ay önce açılmış Leyla Restoran yer alıyor. Otel ve restoran farklı işletmeler. Ancak restorana gitmek için zaten konağın bahçesine girmeniz gerektiğinden, zaten ilk adımda büyüleniyorsunuz. Biraz Fas, biraz Endülüs ve biraz Osmanlı mimarisi var konakta. Bahçenin peysajına hele inanamazsınız. Bin bir çeşit bitki…

 

 

Restoranın bir ana avluda bir de arka bahçede alanı var. Arka bahçe alanı biraz daha küçük ve genelde kalabalık gruplara ve özel etkinlik düzenlemek isteyenlere veriyorlar. Bence bahçe kısmı daha keyifli bu arada!

Arka bahçedeki bu dev kaktüslere bayıldık 🙂

Leyla Restoran’ın mönüsünde hem deniz mahsulü hem de et var. Bize göre rakıdan ziyade şaraplık bir mekan. Başlangıç olarak soğuk badem çorbası ve soğuk ayran aşı çorbası güzel ve ferahlatıcı seçenekler. Ana yemek olarak Baransel dana kaburga aldı, bense bonfile! Açıkçası bonfile beni biraz hayal kırıklığına uğrattı ama dana kaburga baya güzeldi. Restoran daha 1 ay önce açıldığı için eksiklikleri çok! Servisi yavaş, örneğin biz ana yemeğe geçtiğimizde şarabımız yeni gelmişti gibi… Ama düzeleceğini düşünüyorum, yeni başlayan bir işletmenin oturması zaman alacaktır.

Restoranın ucuz ya da makul fiyatlı olduğunu asla söyleyemem. Hatta tüm tatil boyunca ödediğimiz en yüksek hesabı burada ödedik. O nedenle bir daha gidersem sadece bir iki başlangıç ve şarapla takılabilirim sırf o atmosferi yaşamak için.

Bu arada kişi başı 38TL’ye bu ortamda güzel bir kahvaltı da edebilirsiniz. Aklınızda olsun! /Fiyat performans kalitesi orta! Rezervasyon şart!

  • POYRAZ RESTORAN

Ovabük’te yer alan Poyraz Restoran, bizim Bozcaada’da yer alan Vahit’in Yeri’nin bildiğin Datça versiyonu! O nedenle çok çok sevdik! Ağırlıklı olarak öğlen ya da akşamüstü bir şeyler atıştırmak için ideal! Zaten aslında hem pansiyon tarafı var hem restoran tarafı! O nedenle kendi önünde plajı olduğu için tüm gün burada takılabilirsiniz. Biz de aynen öyle yaptık! Vardığımızda karnım çok açtı o nedenle hemen bir kaç şey söyledik. Yediğimiz tüm mezeler çok iyiydi! O nedenle aslında daha bir sürü şey söylemek istedim ama midem izin vermedi 🙂 Etrafımdaki herkes ise mutlaka yoğurtlu patates ve biber kızartması yiyordu. Sanırım onu da denemek lazım aklınızda olsun 🙂 Biz çok sevdik burayı! Kesinlikle tavsiye ederiz! / Şezlong için ekstra para ödemedik. Fiyat performans çok iyi! – Öğle saatinde rezervasyonsuz gittik, bir sıkıntı yaşamadık. Bence rezervasyona gerek yok!

  • PAYAM PALAMUTBÜKÜ

Palamutbükü’nden ayrılmadan önce, çok tavsiye edilen Payam‘a gittik. Aslında toktuk ama sırf denemek için bir mantı ve o meşhur portakallı, bademli ve çikolatalı kurabiyelerinden aldık. Mantı konusunda hassas biriyimdir. Çok şanslıyım ki ailede inanılmaz mantı açan hanımlarla büyüdüm. O nedenle o hamur incecik olmadan, kıyması bol tutulmadan benim için mantı geçer not alamıyor. Buradaki mantının hamuru nispeten ince sayılırdı ama içinde neredeyse hiç kıyma yoktu, sadece yoğurtlu haşlanmış hamur yiyormuşsunuz gibi bir hissiyat verdi bana. O nedenle mantısını tavsiye etmem. Ama o kurabiyeler! Ah o kurabiyeler! Payam bence akşam üzeri çay saati yapılabilecek ve fırın kısmından muhteşem kurabiyeler kekler denenebilecek bir mekan. Bu anlamda kesinlikle tavsiye ederiz!

  • DATÇA SAHİLİNDE YER ALAN DİĞER MEKANLAR

Datça’nın aynı Bodrum-Gümüşlük sahili gibi bir sahili var. Dekorasyon ve konsept birebir aynı! Bu sahilde de bir sürü yan yana restoran var. Bunlardan birine de gitmek isteyebilirsiniz. Ama bizim hem programımızda yoktu hem de biraz fazla kalabalıktı, o nedenle burada bir deneyim yaşamadık. Onu da belirteyim istedim… Ama tavsiyeler arasında gelenler, Maradona, Hüsnü’nün Yeri, Kumluk Restoran ve Dutdibi idi. Aklınızda olsun! Bir de yemek öncesi ya da sonrası bir şeyler içmek isteyenlere Cafe Inn önerilir!

ESKİ DATÇA

Datça’ya gelip de şöyle bir Eski Datça sokaklarında yürümeden olmaz! Datça merkezden yaklaşık 2 km uzaklıkta bulunan eski adı Dadya olan Eski Datça’ya dolmuşlarla ulaşabiliyorsunuz. Tam gün batımı saatiydi biz gittiğimizde… Tüm sokakların arasından turuncu bir ışık beliriveriyordu. Atmosfer çok güzeldi gerçekten.

Biz buradan yemeğe gideceğimiz için bir yerde oturup bir şeyler içmeye fırsatımız olmadı. Ancak Can Yücel’i Kahvesi olarak da bilinen Orhan’ın Kahvesi’nde oturup bir şeyler içmek keyifli olabilir.

Hafif Alaçatı atmosferine sahip sokaklar, Alaçatı’dan çok çok daha küçük elbette. Tüm sokakları gezmeniz en fazla yarım saat sürer.

Eski Datça denince akla ilk gelen isim ünlü Türk şairi Can Yücel oluyor elbette. Ailesiyle uzun yıllar boyunca Eski Datça’daki evinde yaşayan Yücel’in vefatının ardında da bugün hala evinin önü onu ziyarete gelenlerle dolu.Öyle ki kapıya artık “Burası bir Müze değildir.” yazmak zorunda kalmışlar. Ziyaret edenlerin de kendince hakkı var tabi, ona bir nebze de olsa yakınlaşmış gibi hissediyorlar belki de kendilerini. Mesela benim tüm o sokakları gezerken aklımda hep şu satırlar vardı;

Başka türlü bir şey benim istediğim…
Ne ağaca benzer, ne de buluta…
Burası gibi değil gideceğim memleket…
Denizi ayrı deniz…
Havası ayrı hava…
Can Yücel

DATÇA’DA GECE HAYATI

Datça’da inanılmaz bir gece hayatı yok, zaten olmasın da! O anlamda da Bozcaada’ya çok benziyor. Çünkü zaten Datça’nın mizacına ters bu durum. Sahilde sevdiceğinle el ele yürürken hala dalga sesi duyabileceğin bir yer Datça!

Belirli dönemlerde belediyenin düzenlediği festivaller olabiliyor, o festival dönemlerinde halk konserleri veriliyor. Bizim gittiğimiz dönemde Tiyatro Festivali vardı ve şansımıza ilk akşam çok sevdiğimiz Güvenç Dağüstün çıkmıştı. Böyle dönemlere denk gelirseniz gece yarısına kadar müzik dinleyebilirsiniz.

Tabi ki bir de yaz boyunca devam eden Datça Amfitiyatro Yaz Konserleri var! Bunlara da mutlaka göz atın, orada olacağınız tarihe denk gelecek güzel bir konser bulabilirsiniz belki !

Diğer bir alternatif ise, liman tarafında yer alan ve Datça’nın sanırım daimi tek konser mekanı Coop Live! Buradaki programı haftalık olarak takip edebilirsiniz! Bizim şansımıza bir akşam  çok sevdiğimiz Cümbüş Cemaat grubu çıkıyordu. Biz de yemekten sonra dinlemeye gittik ve çok eğlendik! Sabahlara kadar sürmüyor o konser hali  tabi, en fazla 01:00 itibariyle müzik kesiliyor. Bu güzel bir şey, ben yadırgamıyorum. Bizim döndüğümüz gün de Yeni Türkü çıkacaktı mesela… O nedenle bence mutlaka takvimine internet sitesinden bakın 🙂

Eğer güzel caz dinlemek isterim derseniz Palamutbükü’nde yer alan Whatsapp Chef Beach Pub bazı akşamlar caz sanatçılarını ağırlıyor.

Tüm sergi, konser ve bilumum etkinlikler için My Datça sitesine bakabilirsiniz!

DATÇA’DAN ALMADAN DÖNMEMENİZ GEREKEN ÜÇ ŞEY

  1. İncir – Hayatımda yediğim en güzel incirlerdi.
  2. Badem – Gerçekten çok iyi!
  3. Bademli Zeytin – İnanılmaz bir lezzet! Çekirdeği çıkartılmış yeşil zeytinlerin içerisine çiğ badem içi doldurulmuş.

Açıkçası bölgenin şarap konusunda biraz daha gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Sadece yarı tatlı beyaz şarabını, üzümünden dolayı baya sevdik. Zeytinyağı da güzeldi ama Çanakkale’den daha iyiydi diyemem. Bir de bence bir tutam kaktüs getirin 🙂 O kaktüslerin yere düşmüş bir tutamını evde toprağa gömüp yetiştirebiliyorsunuz. Ben yapamadım içimde kaldı, ama bir daha gitsem kesin yaparım!

DATÇA’DA ZAMAN BULUP DA YAPAMADIKLARIMIZ

  • Knidos Antik Kenti’ne gitmek ve orada gün batımını izlemek
  • Datça Vineyard’da gün batımı eşliğinde tadım yapmak
  • Kargı Koyu, İnbükü, Domuz Çukuru, Karaincir ve Palamutbükü’nün hemen yanındaki Akvaryum Koyu’nda denize girmek
  • Günübirlik teknelerle koy koy gezmek
  • Kite ve Wind surf deneyimi yaşamak
  • Kızlan’da bulunan eski yel değirmenlerini görmek
  • Bodrum feribotlarının kalktığı Kairos Marinası’nda gün batımı izlemek

DATÇA HAKKINDA NAÇİZANE GÖZLEMLERİM

  • Datça bize Bozcaada’yı çok fazla anımsattı. Ama bir yandan da hem daha büyük hem de nispeten daha hareketli olduğu için ve belki de tüm evlerin bembeyaz olmasından kaynaklı azıcık Bodrum’u da anımsattı. İkisinin karışımı ama Yunan etkilerinin de fazlaca görüldüğü bir yer diyebilirim.
  • Datça’nın bitki örtüsü coğrafya derslerinde begonvil olarak okutulmalı 🙂 Bu kadar yer gördüm, begonvilin bu kadar yakıştığı başka bir yer görmedim! Tabi ki bir de kaktüsler! Çok nadir görülen bu kaktüsler ve begonviller o turkuaz denizle nasıl bir ahenk içinde anlatamam! Datça bende hep bu üçlü ile kalacak…
  • Datça Muğla ilimize bağlı bir kasaba olmasına rağmen sokaklarda göreceğiniz 06 plaka yoğunluğu sizi şaşırtmasın 🙂 Bizi şaşırttı ve sormak durumunda kaldık 🙂 Çünkü resmen İzmirliler için Alaçatı neyse, Ankaralılar için de Datça o gibi davranılıyor 🙂 Sonradan öğrendim ki 70’li yıllarda Ankaralı bürokratlar ve memurlar Datça’da çok fala sayıda kooperatif işine girmişler, emekli olduktan sonra da çoğu Datça’ya yerleşmiş. Şimdi onların alt jenerasyonları da yazlık niyetiyle Datça’ya geliyormuş. Öyle ki bir çok restoran ve otelin işletmecisi de Ankaralı 🙂
  • Symi’ye ülkemizden en yakın iki noktadan biri de Datça, ancak bu kadar yakın olmasına rağmen arada bir feribot ya da tekne seferinin olmaması çok üzücü. Yetkililere sesleniyorum 🙂
  • Datça ve Bodrum arasında arabalı feribot seferlerinin olması çok güzel! Toplamda 1,5 saat sürüyormuş.
  • Datça’da gördüğüm en büyük eksiklik bir 3. dalga kahvecinin olmaması! Varsa ve ben bilmiyorsam lütfen aşağıya yorum olarak bırakın 🙂 Ama şöyle bohem, tatlı bir 3. dalga kahveci çok yakışırdı!
  • Datça özelinde değil ama Datça seyahati sonrasında çok düşündüğümüz bir konu var. Sanırım artık Türkiye’de ucuz bir yer kalmadı… Ekonomi o kadar batık durumdaki, işletmeciler haliyle fiyatları her yerde çok arttırmış durumda. Ülkede bir çok yazlık yerde kalamar yedik, en salaşından en lüks restoranına kadar, minimum fiyatın en salaş mekanda bile 40TL’ye sabitlendiğini söyleyebilirim. Datça tatilini planlarken Datça’yı aslında, her yaz ritüel haline gelen Yunan Adaları seyahatinin yerine koymuştuk. Çünkü Euro ile başa çıkamayacaktık. Çok açılmayalım, gitmediğimiz bir yeri görmüş olalım mantığıyla yola çıktık. Ama Datça bizi çok şaşırttı. Gittiğimiz çoğu restoran ya da meraktan haberdar olduğumuz çoğu konaklama seçeneği çok pahalıydı. Alkol zaten aşırı pahalı. Gelen vergiler nedeniyle işletmeci ne yapsın? Ona da kızamıyorum! Ama Migros’ta 35TL’ye satılan bir yerel şarabı sen bana 230TL’ye satıyorsan bu işte bir yanlışlık var diye düşünürüm. Bu bana çok ayıp geliyor. Para ülkemizde öyle bir el değiştirdi ki, son yıllarda gittiğimiz her yerde bunu çok net görebiliyoruz. Dolayısıyla kaliteli yerel turist çok azaldı. E şimdi bu azınlık turist yurt dışına da çıkarken bir düşünüyor. Peki ne olacak bu işin sonu? Ben size söyleyeyim, bu işin sonu kayın valide yazlığı ya da biraz şanslıysanız kendi yazlığınıza dönecek. 🙂

Datça fotoğraflarımıza instagram üzerinden #kucukmarthadatca dan ulaşabilirsiniz.

Sevgiler

Özüm & Baransel

 

 

 

SEYAHAT

LONDRA 101 – LONDON 101

Geçtiğimiz yıl Mart ayında kız kardeşimin Londra’ya taşınmasının ardından evde bir panik havası yaşandı. Allah korusun ya bir şey olsaydı da hemen gitmek gerekseydi? Önümüzde ailecek alınması gereken kapı gibi bir vize duruyordu. Bunca zamandır Londra’yı sırf şu vize sorunsalı yüzünden ertelediğim bir gerçekti. Hele ki yeşil pasaport sahibi anne ve babam için vize almak büyük bir dertti 🙂 Neyse ki kardeşim buna vesile oldu ve apar topar vizemizi aldık. Vizeyi aldık almasına da benim gitmem işti güçtü derken bir 6 ay kadar gecikti. Nitekim bunun acısını çıkarırcasına hem Kasım ayının sonunda anneler ve teyzelerle kadın kadına, hem de Aralık sonunda yılbaşı için Baransel’le beraber gitme fırsatım oldu. E artık bir lokal sayılan kardeşimden de epey şey öğrendim. İki ay üst üste gitmeme rağmen ise her seferinde farklı bir şey keşfedip, bunun sonunun bu şehirde kesinlikle olmadığına karar verdim 🙂 Nitekim Londra’da 8 yıl yaşamış bir arkadaşım bana Londra’yı 8 yılda bitiremediğini söylemişti 🙂 Bu şehrin hızına yetişmeniz çok zor. O nedenle eğer sizin de sadece 3-4 günlük bir zamanınız varsa ve bu Londra’daki ilk seyahatiniz olacaksa, öğrendiğim Londra 101 bilgilerini bu yazıda bulabilirsiniz. 🙂

LONDRA’DA ULAŞIM

Londra, İstanbul gibi birden fazla merkezi olan büyük bir şehir. Şehri doğu-batı, kuzey-güney şeklinde ayırıp, metro hatlarını bile bu şekilde isimlendiriyorlar. Siz de benim gibi batı merkezinde bir yere ulaşmak istiyorsanız en iyi opsiyonları aşağıda bulabilirsiniz;

Heathrow Havalimanı’ndan Ulaşım:

-Heathrow Express: Heathrow Havalimanı’ndan Paddington Tren İstasyonu’na en kolay ulaşım şekli Heathrow Express denen hızlı trenler. Hiç durmadan sizi 15 dakikada Paddington’a ulaştırıyor. Heathrow Express hakkında bilmeniz gereken en önemli şey, uçak biletinizi aldığınız gün ilk yapmanız gereken şey, mutlaka internet sitesinden Heathrow Express biletinizi online olarak almak ! Çünkü normalde havalimanı içerisinden aldığınızda bilet ücreti gidiş -dönüş 35 Pound olarak sabit ücret ödemeniz gerekiyor, ancak online olarak önceden alırsanız çok daha ucuza alabiliyorsunuz. Üstelik her 15 dakikada bir her iki taraftan tren mevcut! Bu nedenle en kolay ve hızlı ulaşımı Heatrow Express ile sağlayabilirsiniz.

-Heathrow Connect: Diğer bir opsiyon yolu olan Heathrow Connect, Paddington’a sizi 30 dakikada ulaştırıyor. Heathrow Connect’in gidiş-dönüş ücreti ise 21 Pound. Ama yukarıda anlattığım gibi eğer siz çok daha önceden internet sitesinden Heathrow Express biletinizi alırsanız bu rakamdan bile daha ucuza alabilirsiniz.

-Piccadilly Line (Tube): Londra’da metroya tube deniyor. O nedenle birine metro ile ilgili bir şey soracaksanız doğru yanıtı almak için “tube” kelimesini kullanmalısınız. Heathrow Havalimanı’ndan metro ile de ulaşım sağlayabilirsiniz, ancak bu epey uzun süren bir yol. Gideceğiniz lokasyona göre ortalama 1-2 saat gibi bir sürede ulaşabilirsiniz. Londra’da metro hatlarının isimlerini aklınızda tutmazsanız, renklerini takip etmek daha akılda kalıcı olabilir. Örneğin havalimanından metroya binecekseniz mavi renkteki bu hattı takip etmelisiniz.

Gatwick Havalimanı’ndan Ulaşım: Gatwick Havalimanı Londra’nın güneyinde yer alıyor, dolayısıyla siz oradan merkezde bir yere ulaşmak istiyorsanız, yine Heathrow’da olduğu gibi Gatwick Express’e binip diğer bir merkez istasyon olan Victoria‘ya ulaşabilirsiniz. Bunun biletlerini de yine internet sitesinden alabilirsiniz. Havalimanından Victoria’ya ulaşmanız 30 dk civarında sürüyor.

Şehir İçi Ulaşım: Londra hayatımda gördüğüm en gelişmiş toplu taşıma ağına sahip şehirlerden biri. O nedenle ulaşım konusunda bir sıkıntı kesinlikle yaşamazsınız. Zaten şehir dümdüz olduğu için de bir çok yere yürüyebilirsiniz. Ama şehir aynı zamanda oldukça büyük ve birden fazla merkezden oluştuğu için zaman kazanmak için toplu taşıma kullanmanızı da öneririm. Bu noktada cebinizi yakmamak için ilk yapmanız gereken şeylerden biri 5 Pound depozito ödeyerek alacağınız Oyster Card olacaktır. Oyster Card’ı tüm bilet alabildiğiniz makinalardan temin edebilirsiniz. İçerisine para yüklemek de oldukça kolay. Bu kart olmadan yapacağınız tüm bilet alımlarınız 2 katı ücretlendirmeye tabi olacaktır. O nedenle bu kart ile seyahat etmek oldukça avantajlı! Üstelik bir süresi olmadığı için, kartı saklayıp bir sonraki seyahatinizde de içine para yükleyip kullanabilirsiniz. Diğer bir önemli bilgi ise, otobüsün metrodan daha ucuz olduğu! Bence mutlaka Londra’nın simgesi olan iki katlı kırmızı otobüslere binin ve yer bulursanız üst katta en önde oturup adeta özel bir gezideymiş gibi şehri izleyin 🙂

LONDRA’DA KONAKLAMA İÇİN EN MERKEZİ BÖLGELER

Londra’da otelde konaklamadığım için doğrudan bir otel önerisinde bulunamayacağım. Ama hangi bölgelerde konaklarsanız rahatça gezebilirsiniz konusunda size yönlendirme yapabilirim. Eğer otel ya da Airbnb evi gibi bir konaklama seçeneğiniz olacaksa, batıda Paddington ve Victoria, güneyde Waterloo ve Borough Market, doğuda Liverpool, kuzeyde Camden Town bölgelerine bakmalısınız. Londra’nın tam kalbinde olmak isteyenler için ise Mayfair, Covent Garden ve Kings Cross bölgelerini tavsiye ederim.

LONDRA’DA GEZİLMESİ GEREKEN YERLER

Son Londra seyahatimde, kardeşimden öğrendiğim şekilde Baransel’e program hazırlamıştım. Her bir güne bir bölge ayırdım. İlk gün eve de yakın olduğu için Notting Hill kısmından başladık, aşağı doğru yürüyüp Kensington’a kadar vardık. Ardından Hyde Park’ın içerisinden yürüyerek evimize döndük. Sonraki gün kraliçeye selam vermeye gittik, ardından sincaplarla oynamak için St James Park’ın içerisinden yürüyüp Londra’nın iki önemli simgesi London Eye ve Big Ben’in önünde fotoğraf çektirdik. Ertesi günü biraz alışverişe ayırdık ve en ünlü caddeleri yılbaşı süslerinin altında gezdik. Bir sonraki gün Sky Garden’dan Londra manzarasını izleyip kahvemizi içtik, ardından meşhur Tower Bridge’de fotoğraf çektirdik, hava çok soğuktu o nedenle Katherina Docks Marina’da sıcak şarabımızı içip evimize döndük. Son gün ise, kardeşimin evinin civarında dolandık. Little Venice denilen kanalın manzarası çok güzel. Sokaklarda kaybola kaybola tren istasyonuna gittik. Belki bu program size de yardımcı olur 🙂

*Notting Hill – Portobello Road – Kensington – Hyde Park

*Buckingham Palace – St. James Park – London Eye – Big Ben – Southbank

*Oxford Street – Piccadily – Carnaby (+Kingly Court) – China Town – SOHO – Covent Garden (+Neal’s Yard)

 *Sky Garden – Tower Bridge – Katherina Docks Marina

*Paddington – Little Venice – Regent’s Park – Marylebone

LONDRA’DA YEME – İÇME ALTERNATİFLERİ

Londra’da deneyip de beğendiğimiz bazı yerler; Clifton Nurseries,  ZEDEL,  SKETCH , Ivy Kensington, GOGI – Korean Barbeque, Kanada- Ya, Ben’s Cookies, Underdelicious, Grains Coffee ve Hakkasan.

LONDRA’DA ALIŞ VERİŞ ÖNERİLERİ

Londra’ya gidip de buralardan alışveriş yapmadan dönmeyin; TkMax, Primark, John Lewis, Deciem, Anthropoligie, Urban Out Fitters, Forever 21, Fortnum Masons, Tesco ve Whole Food Sales.

Sevgiler

Özüm

 

 

SEYAHAT

HAFTA SONU KAÇAMAĞI; TİFLİS ve GUDAURI REHBERİ – WEEKEND GETAWAY; TBILISI AND GUDAURI GUIDE

Bir kaç hafta önce, yakın arkadaşlarımız  Deniz (hohhoyt) ve Özgür’ün (j.s.durdabach) daveti üzerine, hiç hesapta yokken Tiflis planı yapıverdik. İyi ki de yapmışız! Uzun zamandır bir yeri anlatmak için bu kadar heyecanlanmamıştım. O nedenle döner dönmez yazmak istedim… Ama her şeyin başında aldığım mesajların çoğuna cevap olması açısından ön yargılarınızı yıkmak için size bir kaç şey anlatayım…

English: A couple of weeks ago, thanks to the invite of our close friends Deniz (hohhoyt) and Özgür (j.s.durdabach), we found ourselves planning a Tbilisi trip. It definitely was a good idea. I haven’t been this excited to talk about a place for some time. That’s why I wanted to start writing as soon as I returned from the trip. But first of all, I want to tell you a couple of things for you to overcome your bias. I’ve also received messages from you and I believe these will give you some answers.

ÖN YARGINIZI YIKIN; GÜRCİSTAN HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLER

OVERCOME YOUR PREJUDICE; THINGS YOU NEED TO KNOW ABOUT GEORGIA

Bence toplum olarak, komşularımızı iyi tanımıyoruz 🙂 Apartmandakileri zaten tanımıyoruz evet, ama kültürel anlamda da etrafımızda ne var ne yok çok bilmiyoruz. Çünkü neden? Çünkü bize her yol hep Paris… Kendime ne kadar kızdım anlatamam… Neden daha önce hiç merak etmedim diye! Çünkü temel sebep buydu, ben de merak etmemiştim. O nedenle siz de benim yaptığımı yapmayın ve biraz olsun merak edin diye bunları yazmak istedim.

  • Türk vatandaşlarının pasaport ya da nüfus cüzdanı ile vizesiz şekilde Gürcistan’a seyahat edilebildiğini (vize yok)
  • İstanbul ile hemen hemen aynı iklim koşullarına sahip olduğunu,
  • Dünyadaki en iyi kayak merkezlerinden bazılarının Gürcistan’da yer aldığını,
  • Bir çok tarihi kaynağa göre dünyada şarabın ilk yapıldığı yer olduğunu ve şarap tarihinin 8000 yıl öncesine dayandığını,
  • Mart 2017 itibariyle Gürcistan vatandaşlarının Avrupa Birliği‘ne vizesiz seyahat edebildiğini,
  • Gürcistan’da araba, alkol ve sigaraya vergi uygulanmadığını,
  • Trafikte hem sağdan hem soldan direksiyonlu araçların kullanımına izin verildiğini,
  • Anaerkil bir toplum olduğunu ve kadın haklarına çok önem verildiğini,
  • Eğitim seviyesinin tüm ülkede oldukça yüksek olduğunu,
  • Sanata ve mimariye çok önem verildiğini,
  • Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda örnek teşkil ettiğini,
  • Genç nüfusun neredeyse tamamının İngilizce bildiğini,
  • Özellikle Tiflis’te suç oranının çok düşük olduğunu, hırsızlığın neredeyse hiç olmadığını,
  • Tiflis Belediye Başkanı‘nın dünyaca ünlü bir futbolcu olduğunu 🙂 ,
  • Türk Lirası‘nın Gürcistan Lari‘sinden daha değersiz olduğunu (1 GEL=1,52TL)

biliyor muydunuz? Ben de bilmiyordum… Hadi o zaman size şimdi biraz bir hafta sonu kaçamağında Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te neler yapılır anlatayım!

English: I don’t believe that we know our neighbours well as a society. J We don’t even know the ones who live in the same building with us, but we also don’t really know what’s around us in a cultural sense. Why? Because to us, everywhere is Paris… You have no idea how mad I got at myself because I was never curious about our neighbors and never thought to travel and see how they are like. I wanted to write these so that you won’t repeat my mistake and be curious about these places.

Did you know that:

  •   Turkish citizens can travel to Georgia with their ID or passport and they don’t need a visa,
  •   Tbilisi has the same climatic conditions as Istanbul,
  •   Some of the best ski resorts of the world are in Georgia,
  •   According to many historical records, it is the world’s first place where wine is made and its history of wine dates back to 8000 years,
  •   As od 2017, Georgian citizens can travel to EU countries without a visa,
  •   There’s no tax for cars, alcohol and cigarettes in Georgia,
  •   Both left-driving & right-driving are possible in Georgia,
  •   It’s a matriarchal society and women’s rights are very important,
  •   Level of education is really high across the country,
  •   Art and architecture is really important,
  •   It sets an example for freedom of expression and thought,
  •   Almost all of the young population speaks English,
  •   Crime rate is really low especially in Tbilisi and there’s almost no theft,
  •   The mayor of Tbilisi is a world-famous football player,
  •   Turkish Lira is worth less than Georgian Lari.(1GEL = 1,52TL)

I didn’t know either… Let me tell you what to do in Tbilisi, the capital of Georgia, when you’re on a weekend retreat then!

TİFLİS ULAŞIM REHBERİ – TBILISI TRANSPORTATION GUIDE

Türkiye’den Tiflis’e Türk Hava Yolları, Pegasus Hava Yolları ve Atlas Global Hava Yolları’nın direkt olarak uçuşu bulunuyor. Biz Türk Hava Yolları ile Cuma-Pazartesi şeklindeki biletimizi kişi başı 485TL‘ye aldık. Uçuş toplamda 2 saat 20 dakika kadar sürüyor. Tiflis Havalimanı şehre oldukça yakın, eğer trafik yoksa 20 dakikada şehre varıyorsunuz. İşin güzel kısmı ise Gürcistan içerisinde ulaşımın oldukça ucuz olması! Taksiler sudan ucuz 🙂 Havalimanı – şehir merkezi arasına 20GEL yani 30TL ödedik. Şehir içerisinde ise fiyatlar daha da komikleşiyor. 3GEL ya da 4GEL’e yürüme mesafesi 20dk olan bir mesafeyi gidebiliyorsunuz. Türkiye ile kıyaslayınca tam bir cennet! Araba kiralamanın çok mantıklı olduğunu sanmıyorum, zira trafiği oldukça karışık ve araçlara hem sağ hem sol direksiyon izni verildiği için zorlanabilirsiniz. Sadece şehir dışına, örneğin kayak merkezine ya da bağ bozumu zamanı bağlara gidecekseniz şoförlü araç kiralamanızı tavsiye edebilirim. Biz Gudauri’ye giderken, 6 kişilik, 4×4 bir aracı, tüm gün, şoförüyle beraber 200GEL’e kiraladık. Kısacası Tiflis bütçesi yaparken, şehir içerisinde ulaşıma harcayacağınız para konusunda endişe duymanıza gerek yok!

English: Turkish Airlines, Pegasus Airlines, and Atlas Global Airlines all have direct flights to Tbilisi from Turkey. We’ve bought our tickets from Turkish Airlines from Friday to Monday for 485TL per person. The fight duration is 2 hours 20 minutes in total. Tbilisi Airport is pretty close to the city center, it takes 20 minutes if there’s no traffic. The best thing is that transportation in Georgia is really cheap! Taxi fares are crazy cheap. 🙂 We’ve paid 20GEL (30TL) to go to the city center from the airport. In the city, the prices are so low that it’s almost funny. You can go a distance that would take 20 minutes by walking for only 3GEL or 4GEL. Compared to Turkey, it’s like heaven! I don’t think that renting a car would be smart because the traffic is quite complicated as cars are allowed to both right-drive & left-drive. I recommend renting a car with a driver only if you’re going outside the city, to a ski resort for example, or to vineyards during the harvest season. We’ve rented a 6-person 4×4 vehicle with the driver for 200GEL when we were going to Gudauri. In short, you don’t have to worry about the cost of in-city transportation when you’re planning your budget for Tbilisi.

TİFLİS’TE KONAKLAMA ÖNERİSİ – ACCOMMODATION RECOMMENDATION IN TBILISI

Tiflis’te konaklama için gayet güzel ve ekonomik seçenekleriniz var. Biz ilk 2 gün Özgür’ün evinde konaklayıp son günümüzde Shota Rustavelli Hotel isminde bir otelde kaldık. Bu oteli seçme nedenlerim hem konumu hem de tasarımıydı. Parlamento Binası’nın hemen yanındaki sokakta yer alan otel, meşhur Rustavelli Caddesi üzerinde diye düşünebilirsiniz. Bu büyük cadde üzerinde hem alış veriş yapabilir, hem de bir çok yere buradan kolayca ulaşım sağlayabilirsiniz.

English: You have some great and economical options for accommodation in Tbilisi. We’ve spent the first 2 nights at Özgür’s place and stayed at Shota Rustavelli Hotelfor our last day. I’ve chosen this hotel because of its location and its beautiful design. It’s located on the street that’s right next to the Parliament building, it’s practically on the famous Rustavelli Avenue. There a lot of options for shopping on this avenue and you can easily go anywhere from here.

TİFLİS’TE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER – MUST SEE PLACES IN TBILISI

  • KARTLIS DEDA (GÜRCÜ ANA) HEYKELİ – KARTLIS DEDA MONUMENT

Şehir merkezinden teleferikle çıkabileceğiniz bir tepede yer alan Kartlis Deda heykeli, Tiflis için büyük anlam taşıyor. Anaerkil bir toplum olan Gürcülerin dosta ve düşmana karşı tutumunu simgeleyen bu heykelin bir elinde dosta ikram edilmek üzere şarap, diğer elinde ise düşman olana gösterdiği kılıcı duruyor. Heykel hemen hemen Tiflis’in her yerinde görünüyor. Eğer havanız güzelse, bahar ya da yaz aylarında Tiflis’i ziyaret ettiyseniz, aynı zamanda heykelin arka tarafında kalan Ulusal Botanik Parkı içerisindeki yürüyüş yolunda da gezebilirsiniz.

English: The Kartlis Deda Monument, which is located on a hill that you can easily reach by taking a telpher from the city center, has great importance and meaning for Tbilisi. This monument represents the approach and attitude of the matriarchal society of Georgians for their friends and foes: wine to be served to friends in one hand, a sword to be shown to enemies in the other. You can see this monument from almost every point of Tbilisi. If the weather is nice and you’re visiting Tbilisi during spring or summer, you can also take a walk in the National Botanical Garden that’s behind the monument.

  • BRIDGE OF PEACE (BARIŞ KÖPRÜSÜ)

Şehri ikiye bölen Mtkvari Nehri üzerine 2010 yılında inşa edilmiş bu köprü ödüllü İtalyan mimar Michele De Lucchi tarafından tasarlanmış. Tamamı çelik ve camdan oluşan köprünün gerçekten çok şık bir görüntüsü var. Köprünün bir diğer özelliği ise, aydınlatma için camların tamamının içine kablosuz gazlı led ışıkların yerleştirilmiş olması. Gün batımından 90 dakika önce ışıkları yakmaya başlıyorlar. Köprüden geçerek Old Tbilisi yani eski Tiflis sokaklarına ulaşabilirsiniz.

English: The bridge, which was built in 2010 on the Mtkvari River that divides the city into two, was designed by award-winning Italian architecture Michele De Lucchi. The bridge which is composed of steel and glass looks very elegant. Another characteristic of the bridge is that there are wireless LED lights placed on it. They turn these lights on 90 minutes before the sunset. You can reach the Old Tbilisi by crossing this bridge.

Köprüyü kadın pedine benzettikleri için Always Bridge de diyorlarmış 🙂  – They also call this bridge Always Bridge because it looks like a sanitary pad.

  • TİFLİS MÜZİK, TİYATRO VE GÖSTERİ MERKEZİ – TBILISI MUSIC, THEATRE AND EXHIBITION HALL

Gürcistan’da mimariye ve sanata ne kadar önem verildiğini gördüğünüz enteresan binalardan, özellikle de devlet binalarından anlayabilirsiniz. Mimar Massimiliano ve Doriana Fuksas tarafından inşa edilen bina 7 yılda tamamlanarak 2017 yılında kapılarını açması planlanmış. Ancak henüz tamamlanamamış. Bunun haricinde Tiflis’te tiyatro, konser ve bale izleyebileceğiniz bir çok mekan var ve hepsine info-tbilisi.com  dan ulaşabilirsiniz. Gitmeden önce mutlaka bakın derim!

English:You can see how much Georgia values architecture and art the interesting buildings you see, especially government buildings. This building was designed by architects Massimiliano and Doriana Fuksas, took 7 years to build and was planned to open its doors in 2017. However, it’s not completely finished yet. Besides this one, there are a lot of venues you can watch theaters, concerts and ballet in Tbilisi. You can find them all on info-tbilisi.com. I definitely recommend taking a look before going there!

 

  • OLD TBILISI (ESKİ TİFLİS)

Tarihi M.S. 4.-5. yüz yıla dayanan Tiflis’in eski merkezi olan kısım, dar sokakları, renkli balkonlu evleri ve onlarca kafesi ile keşfedilmeye hazır bir mücevher gibi. Her sokakta sizi şaşırtan küçük bir detay mutlaka buluyorsunuz. Kendinizi fotoğraf makinenizle bu bölgede bir kaç saat kaybedebilirsiniz 🙂

English: This part is the historic center of Tbilisi and it dates back to 4. – 5. AD. It’s like a gem to be discovered with its narrow streets, colorful houses with terraces and tens of cafes. You can assuredly find a little detail that surprises you on each street. You can lose yourself with your camera for a few hours in this area. 🙂 

 

Eski Tiflis sokaklarında minik bir meydanda karşınıza çıkan Gabriadze Tiyatrosu ve hemen yanındaki Cafe Gabriadze Tiflis’e yeniden gelmeniz için bir sebep olabilir. Bana azıcık Prag’taki astronomik saati hatırlattı diyebilirim. Her saat başında saat kulesinde çalınan çan ve sonrasında çıkan minik kukla gösterisi görülmeye değer. Saat kulesinin hemen arkasında ise Rezo Gabriadze Kukla Tiyatrosu yer alıyor. Bilet ofisi ise saat kulesinin kapısında 🙂 Bilet fiyatları ve program için gitmeden önce internet sitesinden bakabilirsiniz.

English: Gabriadze Theatre welcomes you placed on a small square in Old Tbilisi. The theatre itself and Cafe Gabriadze right next to it can be a reason for you to visit Tbilisi again. It reminded me the Prague Astronomical Clock a little. The bell tolling every hour and the little puppet show that comes afterwards is definitely worth seeing. Right behind the clock tower, there is Rezo Gabriadze Puppet Theatre. The ticket office is at the door of the clock tower. 🙂 You can take a look at their website for ticket prices and schedule. 

  • SÜLFÜR BANYOLARI – SULPHUR BATHS

Tiflis yer altı kaynaklarıyla zengin bir şehir. Binlerce yıldır kullanılan sülfür banyoları da buna bir örnek. Eski Tiflis’te karşınıza çıkan birden fazla sülfür banyosunu görmemenize imkan yok. Ama sanırım en görkemlisi, biraz camiyi de andıran bu mavi mozaikli Chreli Abano Sülfür Banyoları! İçerinin oldukça temiz göründüğünü söylemem lazım. Fiyatları ise kaldığınız saat ve girdiğiniz banyonun büyüklüğüne göre 40GEL’den başlayarak 200GEL’e kadar çıkıyor. Sülfürün kokusunu pek sevmediğim için biz denemedik. Ama cildinizi bebek gibi yapıyormuş benden söylemesi 🙂

English: Tbilisi has rich underground resources. The sulphur baths, which have been used for thousands of years, are an example for this. There is no way you won’t see the sulphur baths when you’re walking around Old Tbilisi. I think the most gorgeous one is Chreli Abano Sulphur Baths, which kind of looks like a mosque with its blue mosaics. I have to note that the inside looks really clean. The price changes between 40GEL and 200GEL, depending on how much time you spend there and the size of the bath. We haven’t tried it because I don’t really like the smell of sulphur. I heard that it softens your skin like a baby, though. 🙂

  • SAMEBA (Holy Trinity) KATEDRALİ – HOLY TRINITY CATHEDRAL OF TBILISI (SAMEBA)

Özgür’ün Tiflis’e tepeden bakan evinin muhteşem manzaralı terasından çektiğim bu fotoğraf aslında her şeyi anlatıyor gibi. Gündüzleri altın gibi parlayan katedral, geceleri daha bir görkemli! Gürcistan’daki ana ortodoks kilisesi olarak geçen katedral aynı zamanda dünyadaki 3. en uzun doğu ortodoks katedrali imiş. Elia tepesinde bulunan bu katedrali Tiflis’in her köşesinden görebiliyorsunuz.

English: This photo I took from the terrace of Özgür’s place, which has this amazing view of Tbilisi from above, says it all. The cathedral which shines like a gold during the day is even more gorgeous at night! While being the main Orthodox church of Georgia, it’s also world’s 3rd longest eastern Orthodox cathedral. You can see this cathedral which is located on Elia hill from every corner of Tbilisi.

TİFLİS YEME & İÇME REHBERİ – TBILISI EATING & DRINKING GUIDE

Tiflis yeme & içme konusunda da oldukça tatmin edici bir şehir. Meşhur Gürcü mutfağı ve şarapları zaten kendi başına bir hikaye iken, içeriye girdiğiniz anda sizi büyüleyecek tasarıma sahip bir çok mekan bulabilmeniz ise başka bir hikaye.

Gürcistan’a gitmişken mutlaka denemeniz gereken lezzetler; Adjaruli Khachapuri (Adja Usulü Haçapuri), Imeruli Khachapuri, Megruli KhacapuriKhinkali (Hınkal), Kitris da Pomidvris Salata Nigvzit (Gürcü Salatası), Churchkhela, Sulguni Peyniri ve Jonjoli (Ihlamur Turşusu).

English: Tbilisi is really satisfying when it comes to food and drinks, too. The famous Georgian cuisine and their wines is a story of their own – but being able to find many places place that will amaze you the moment you step in is completely another story.

Must try delicacies while you are in Georgia: Adjaruli Khachapuri, Imeruli Khachapuri, Megruli Khacapuri, Khinkali, Kitris da Pomidvris Salata Nigvzit, Churchkhela, Sulguni Cheese, and Jonjoli.

Churchkhela

Adjaruli Khachapuri

Bu kısa seyahatimize tüm mekanları sığdıramadık ama size bol alternatifli güzel bir liste hazırladım. Bu mekanların her biri gerek tasarım gerekse lezzet konusunda ün salmış.

Bir kahve içeyim, kahvaltı yapayım, öğlen yemeği ya da sadece gün içerisinde bir tatlı yiyeyim derseniz;

English: We couldn’t fit all the venues in this short trip, but I prepared a list with lots of alternatives for you. Each one of these venues are famous for their atmosphere and taste.

If you want to drink a cup of coffee, have breakfeast or lunch, or just enjoy a dessert during the day:

Saat kulesinin hemen yanında yer alan ve saat kulesi ile aynı isme sahip olan kafede oturup, özellikle hava soğuksa bir sıcak çikolata içmenizi tavsiye ederim. / I recommend having a cup of hot chocolate, especially if it’s a cold day, in the venue which is right next to the watchtower and shares the same name.

Bunlar haricinde Cafe Leila, Cafe Entree, Gardenia Shevardnadze, Hurma ve Cafe Mziuri de bu kategoride görmeye ve denemeye değer kafeler. / Except these, Cafe Leila, CafeEntree, Gardenia, Shevardnadze, Hurma and CafeMziuri are venues worth trying in this category.

Akşam yemeği için / For Dinner;

Pur Pur zaten atmosfer olarak sizi girdiğiniz anda büyülüyor, bir de şansımıza gittiğimiz akşam canlı müzik vardı. Siz de gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın ve canlı müzik olup olmadığını sorun. Yemekler de çok lezzetliydi. Özellikle somonun yanında gelen hindistan cevizinde pişmiş parmesanlı pirince bayıldım!

English: Pur Pur amazes you as soon as you enter. What a luck we have, there was live music the evening we visited there. You should definitely make a reservation beforehand and ask if there’s live music that night. The food was also delicious. I especially loved the parmesan rice that’s cooked with coconut and served with salmon.

Bu restoranda yediğimiz tüm yemekler gerçekten çok lezzetliydi. Başlangıçta aldığımız Shrimp Salad ve tatlı olarak aldığımız New York Cheesecake i özellikle tavsiye ederim.

Rooms Hotel ile aynı gruba ait ve aynı sokakta bulunan Lolita ve Manu, başka bir sokakta yer alan Keto and Kote, köprünün diğer tarafında ve Fabrika’ya yakın olan Barbarestan da mutlaka not alınması gereken mekanlardan. Vaktimiz olsaydı da keşke hepsini deneyebilseydik. Ama bu da Tiflis’e yeniden gitmek için bir bahane olur belki 🙂

English: Everything we ate at this restaurant was really delicious. I would specifically recommend the shrimp salad as a starter and the New York Cheesecake for dessert.

Lolita and Manu which belong to the same group as Rooms Hotel and also on the same street, Keto and Kote on another street, and Barbarestan which is on the other side of the bridge and close to Fabrika are places that are definitely worth noting. I wish we had the time to try and explore them all. But this may be an excuse to visit Tbilisi again. 🙂

Gece hayatı için / For Nightlife;

Fabrika Tiflis’teki en iyi ve özel keşfimiz oldu diyebilirim. Köprünün diğer yakasında bulunan bu kompleks içerisinde hem hostel hem de bir sürü restoran ve kafe bulunuyor. Gündüz vakti ziyaret etme şansı bulduğumuz mekan geceleri daha hareketli oluyormuş. Özellikle bahar ve yaz aylarında çok keyifli olacağına eminim! Biz hostelin kendi barından kokteyl deneyimledik ve gerçekten çok lezzetliydi. Sadece kahve içmek için bile olsa uğrayın derim.

English: I can say that Fabrika is our best and most special discovery in Tbilisi. This complex, on the other side of the bridge, includes a hotel, as well as lots of restaurants and cafes. We only had the chance to visit during the day but apparently the venue is livelier in the evenings. I’m sure it would be especially delightful during the spring and summer. We tried a cocktail from the hostel’s own bar and it was really delicious. I would definitely recommend dropping by, even if it’s just for a coffee. 

Cuma akşamı Özgür’ün bizi götürdüğü ilk mekan olan El Centro’da belirli bir saatten sonra canlı müzik yapılıyor. Bazı geceler salsa gecesi düzenleniyormuş. Bizim şansımıza da güzel bir grup vardı ve pilimiz yettiği kadar eğlendik 🙂 Gürcistan’da gece hayatının çok geç saatlerde başladığını ve sabah gün doğana kadar devam ettiğini de not düşelim!

English: First venue Özgür took us on Friday night was El Centro. They play live music after a certain hour in the evening. I was told that they have also salsa nights. To our luck there was a nice band playing that night and we had fun until we ran out of energy. 🙂 I want to note that in Georgia, the night life starts late and doesn’t end until the sunrise.

GÜRCÜ ŞARAPLARI – GEORGIAN WINES

Dünyadaki ilk şarap şişesinin bulunduğu topraklarda şarap denememek olmaz! Bunun için size biraz ön bilgi vermek istedik. Üzümler kesinlikle bizim bildiğimiz üzümler olmadığı için şarap şişelerine baktığınızda nasıl bir şey içmek istediğinize karar veremeyebilirsiniz. Bu nedenle önce Gürcistan üzümlerinden en bilinenlerinden başlayalım; kırmızı şarap için SaperaviAlexandrouli ve Mujuretuli; beyaz şarap için ise Tsalikouri, Tetra, Mtsvane ve Rkatseli kullanılıyor. Hepsini denemeye fırsatımız olmadı ama favorimiz kesinlikle Gürcistan’ın beyaz şarapları oldu! Özellikle semi-sweet yani yarı tatlı Marani marka Tvishi şarabı ve diğer markalarda da bulabileceğiniz Tsalikouri üzümünden üretilen yarı tatlı şaraplar en favorilerimizden oldu! En ünlü şarap üreticileri ise Marani, Badagoni ve Tbilvino!

Önemli Not: Tiflis Havalimanı’nda tüm şarapları bulabilirsiniz ve kişi başı 5 şişe istediğiniz çeşit alkol alabiliyorsunuz. Ancak Tiflis içerisindeki marketlerle fiyatlar neredeyse yarı yarıya daha ucuz. O nedenle havalimanı yerine marketlerden şarap almanızı tavsiye ederim.

English: There’s no way we wouldn’t try the wines where the first wine bottle of the world was found! We wanted to share some information with you beforehand. The grapes are different than the ones we know so you may not be able to decide what you want to drink by looking at the bottles. So, let’s start with the most known grapes of Georgia:Saperavi, Alexandrouli, and Mujuretuli for red wine; Tsalikouri,Tetra, Mtsvane, and Rkatseli for white wine. We didn’t have the chance to try them all, but our favorite is definitely the white wines of Georgia! Especially semi-sweet Marani brand Tvishi wine, and the semi-sweet wines made with Tsalikouri grape(other brands available) are our most favorites!! The most famous wine makers are Marani, Badagoni and Tbilvino!

Important note: In Tbilisi Airport you can find all kinds of wines and you can buy up to 5 bottles of alcohol per person. But the stores inside Tbilisi are nearly half the price. So, I recommend buying from the stores in the city instead of the airport.

GUDAURİ KAYAK MERKEZİ – GUDAURI SKI RESORT

Gudauri Gürcistan’ın en popüler kayak merkezlerinden biri. Tiflis’e 120km uzaklıkta, virajlarla beraber yol ortalamada 2 saat kadar sürüyor. Daha önce bahsettiğim gibi biz şoförlü araç kiralayıp gittik.  Benzin dahil toplamda 200GEL ödedik. Şansımıza hava inanılmaz güzeldi. Ben kayak yapmadığım halde bütün gün orada takılmaktan çok keyif aldım. Snowboard canavarı Baransel ise çocuklar gibi mutluydu! Onun dediğine göre pistler çok güzelmiş 🙂

Biz günü birlik gittik ama siz kalmak isterseniz bir sürü otel seçeneği de mevcut. Bunlardan lokasyon olarak pistlere yakınlığı nedeniyle en çok tercih edilen otel Carpediem.

Fiyatlara gelecek olursak, örneğin tüm gün sınırsız ski pass 40GEL, tek seferlik ski pass 10GEL, kayak/snowboard kiralamak günlük 20GEL (şaka gibi).

English: Gudauri is one of the most popular skiing destinations of Georgia. It’s only 120 km away from Tbilisi but with its curvy road it takes about 2 hours to go there. As I’ve mentioned before, we rented a car with driver. We’ve paid 200GEL in total, including the gas. To our luck the weather was incredibly beautiful. I had fun hanging out there all day even though I don’t ski. In the meantime, Baransel the Snowboard Monster was as happy as children! According to him the tracks were really beautiful. 🙂

We went there for only a day but if you’d like to spend the night, there are a lot of hotel options. The most preferred hotel is Carpediem because it’s really close to the ski tracks. As for the prices, unlimited ski pass for a day is 40GEL, one-time ski pass is 10GEL and ski/snowboard renting is 20GEL per day (unbelievable)!

Biz buraları çok sevdik! Umarız en kısa zamanda siz de keşfedersiniz! / We loved it here! We hope that you’ll discover it soon enough!

Sevgiler / Best

Özüm & Baransel

GEZİ NOTLARI SEYAHAT

AVRUPA’NIN EN GÜZEL ŞEHİRLERİNDEN BİRİ – ONE OF THE MOST BEAUTIFUL CITIES OF EUROPE; PORTO

Avrupa’da hatırı sayılır adette şehir gezmişliğim, hatta bazılarında 1 aydan fazla süre ile yaşamışlığım var. Portekiz zaten ülke olarak da daha önce gitmediğim ve mutlaka gitmek istediğim bir ülkeydi. Ama bir çok insanın aksine hiç bir zaman Lizbon’u merak etmedim. Sanırım çok fazla fotoğraf gördüğümden, çok fazla dinlediğimden olacak ki içimde merak uyandırmadı. Ama Porto… Porto bir başkaydı… Bir kere daha önce giden çok fazla insana rastlamamıştım… İsminin romantikliğinin dışında da pek bir fikrim yoktu… Sanırım bilinmeyene gitmek beni hep daha fazla heyecanlandırıyor. O nedenle THY’nin Haziran ayında yapmış olduğu bilet kampanyasında 500TL’ye Porto biletini bulunca Baransel’e bile sormadan aldım gitti. Akşam eve gittiğimizde “Ekim’de Porto’ya gidiyoruz sürpriiiiiiiz” dedim 🙂 O kadar net ve emindim yani bu işten 🙂 Ancak araya uzun soluklu Phuket & Krabi tatili ve onun araştırması girince, Porto hazırlıkları son dakikaya kaldı. Mesela otellerde Ekim ayında inanılmaz bir doluluk vardı. Keza Airbnb’de de sabah gördüğüm evi akşama bir daha bulamıyordum çünkü tutulmuş oluyordu. Hal böyleyken sınırlı seçeneklerimiz arasından nispeten ucuz, merkezi ve temiz bir ev seçtik.

English: I have traveled a considerable amount of cities in Europe, and even have lived for over a month in some of them. Portugal is a country that I have never gone to , but  that I want to see it. But unlike many people, I have never wondered about Lisbon. I guess I did not wonder about it because I saw too many pictures and I listened too much things about it. But Porto … Porto was a different … I have never met too many people who have gone before … I had not any idea about it, i just knew that it has romantic name… I guess it always makes me more excited to go unknown. That’s why I bought a flight ticket in June without even asking Baransel. Because Turkish Airlines had a ticket campaign and I got tickets to Porto for 500TL.  When we went home in the evening, I said, “We will go to Porto in October, surpriseeee,” … I was very determined and confident. 🙂 However, because we went to a long vacation in Phuket & Krabi before Porto, we were able to made preparations to go to Porto last minute. Likewise at the Airbnb I could not find any house. Some houses which I find in the morning  , they were being full when i check them in the evening.  Because the reservation was being made. So we chose a relatively cheap, central and clean house among our limited options.

Porto’da kaldığımız ev bu mahallede yani Ribeira‘da idi. Burası Porto’nun Old Town’u olarak da biliniyor. / The house we stayed in Porto was in Ribeira in this neighborhood. This is also known as Porto’s Old Town.

PORTO’DA ULAŞIM – TRANSPORT FOR PORTO

Küçücük, bayır dolu sokaklarının her birinde mutlaka sizi büyüleyecek bir şey çıkıyor karşınıza. O nedenle yürümekten asla vazgeçmeyin. Tüm o bayırlara rağmen 4 günde 50KM yol yürümüşüz ve bize çok iyi geldi. Gelişmiş bir metro ve tren hattı olmasına rağmen inanın pek ihtiyaç duymuyorsunuz. Örneğin biz havalimanından şehre gelirken metroya bindik. Bunun için havalimanı içerisindeki okları takip edip mor renkte olan E hattına biniyorsunuz ve muhtemelen sizin de ulaşmak isteyeceğiniz istasyon merkez istasyon olan, o harika çinilerle kaplı Sao Bento tren istasyonu olacak. Bu istasyona ulaşabilmeniz için ise sarı hatta geçmeniz gerekli, o nedenle önce Trindade istasyonunda inip, D yani sarı hatta geçip 2 durak sonra inmeniz gerekiyor. Bunların hepsi ortalamada 45dk kadar sürüyor. Bir de Sao Bento’da inip tüm o bayırlı sokakları varacağınız yere kadar yürümeniz gerekli. Peki biz ne yaptık? Havalimanından metroya bindik ve Trindade’de indik.

English: There is a tiny things that will surely fascinate you in each of the sloping roads. Do not give up walking for that reason. We walked 50KM in 4 days despite all the sloping roads and it was very good for us.Though there is a very good subway and train line, you do not need to get on the subway or trains, believe me. For example, we went to the city center from the airport by the metro. Follow the directions of the arrows in the airport and get to the purple E line , you will arrive at the Sao Bento train station, which is covered with those wonderful wall tiles. Probably, the station you want to reach will be this central station, Sao Bento.You need to change to yellow line to reach this station, so you will get off in Trindade station. You should change to D yellow line and get off after 2 stops. They all last for about 45 minutes. You need to get off in Sao Bento and also have to walk all the sloping roads which is to reach to where you go. So what did we do? We got on the metro from the airport and got off in Trindade.

Elimizde bavullar ve bu güzel havada daha fazla oyalanmayalım diye önce istasyonun yanında o çok görmek istediğim harika muralı görüp fotoğrafını çektik, sonra da taksiye binip evimize gittik. Kısa bir matematik yapalım beraber 🙂 Metro bileti kişi başı 2,25 Euro idi. Trindade’den Riberia bölgesindeki evimiz ise taksi ile 7 Euro tuttu. Meğer zaten havalimanından taksiye binip direkt gelsek 15 Euro verecekmişiz! 🙂 O nedenle dönüşte hiç metro falan uğraşmadan doğrudan taksiye bindik. 🙂 Size de tavsiyem eğer zaman sizin için de kıymetliyse ve bavullarınızla uğraşmak istemiyorsanız bence direkt taksiye binin. Hop 15 dakikada ulaşacağınız yerdesiniz!

English: We firstly saw the wonderful mural that I wanted to see, its next to the station. In this beautiful air with our suitcases, we took its photo and then we went to our house by taxi. Let’s study a little mathematics together 🙂 The metro ticket was € 2.25 per person. We paid 7 Euro , to go to our house in Riberia from Trindade by taxi. If we had come directly from the airport to the house, we would had paid 15 Euro! 🙂 For that reason, we directly went back to the airport by taxi instead of metro. 🙂  I also recommend you if the time is precious for you and you do not want to carry your suitcases, I think you should take a direct taxi. You will arrive in 15 minutes!

PORTO’DA GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER / MUST SEE PLACES IN PORTO

Porto beni “ilk görüşte aşk gibi” etkiledi. Havasına, sokaklarına, insanına, yemeğine, şarabına gerçekten bayıldım. Hepsinin yanında genel olarak ucuz olması da cabasıydı. O nedenle ilk dakikadan son ana kadar “dönmek istemediğim” bir yer haline büründü. Bu duygularımı anlamanız için mutlaka görmeniz gereken bazı yerleri sizinle paylaşmak istiyorum.

English: Porto impressed me as “love at first sight”. I really loved the air, the streets, the people, the food, the wine. Besides all of them, it is a cheap country. Therefore, from the first minute until the last moment, it become a place “I do not want to return to”. I want to share with you some of the places you absolutely must see to understand these emotions.

Ribeira ve Dom Louis I Köprüsü / Riberia and Dom Louis I Bridges

Porto, Douro nehrinin iki yakaya ayırdığı, bir tarafının Ribeira diğer tarafının ise Gaia adı verildiği, eski binalarıyla, yokuşlu sokaklarıyla hafif bir Galata ve Karaköy havası olan nispeten küçük bir şehir. Ribeira, adeta eski merkez diye geçiyor. Tüm tarihi ve turistik yerler neredeyse bu tarafta.

English: Porto is a city where the river Douro is divided into two parts, one called Ribeira and the other called Gaia. It is a small city with old buildings, sloping streets, Galata and Karaköy atmosphere. Ribeira is almost like the old center. All the historical and touristic places are almost on this side.

İki yakayı birbirine bağlayan köprülerden en meşhuru ise bu Dom Louis I Köprüsü. İki katlı olan köprünün alta katından arabalar ve yayalar, üst katından ise tramvay ve yayalar geçiyor. Mutlaka bir akşamüzeri gün batımı saatinde köprünün istediğiniz katından birinden yürüyün ve tam ortasından nehri  ve şehri izleyin!

English: The most famous of the bridges connecting the two parts is the Dom Louis I Bridge. The two-storeyed bridge passes cars and arcades from the lower floor, and trams and arcades pass from the upper floor. Walk on any floor of the bridge on an sunset and watch the river and the city in the middle of it!

Gün batımı Porto’ya gerçekten çok yakışıyor. Dilerseniz yol boyunca uzanan kafelerden birinde oturabilir, nehir kenarında marketten aldığınız şarabınızı yudumlayıp piknik yapabilir ya da köprünün tam altında yer alan Bar Ponte Pensil‘de bir akşamüstü kokteyli içebilirsiniz.

English: The sunset is really beautiful in Porto. You can sit in one of the cafés along the way, you can drink your wine which bought from the market on the riverside, have a picnic or have an afternoon cocktail at Bar Ponte Pensil, just below the bridge.

Gaia Bölgesi ve Port Wine Üreticileri / Gaia Region and Port Wine Producers

Gaia bölgesinde ise, nehir kenarında Porto’nun meşhur Port Wine (Liman Şarapları) üreticileri ve restoranlar, arka taraflarda ise daha çok yeni yerleşim alanları yer alıyor. Bu tarafta binalar, arabalar ve hatta insanlar bile daha bakımlı 🙂 Bir anda Karaköy’den Bebek’e geçmiş gibi oluyorsunuz.

Portekiz şarabı olarak bilinen Port Wine aslında tam olarak bir şarap değil. Daha çok likör denebilir. Özelliği ise, Portekizli denizcilerin İskoçya’dan getirdikleri eski ve kullanılmış viski fıçılarında bekletiliyor olması. Yani aromasını biraz da bundan alıyor. Daha çok yemek öncesi ya da sonrası shot şeklinde içilen likörümsü şarabı denemek isterseniz, bu bölgedeki tüm üreticilerde tadım yapabilirsiniz. En meşhurları Sandeman. Biz tadım yapmadık ama eve hatıra olarak bir şişe Sandeman almayı ihmal etmedik.

Diğer yandan eğer Dom Louis I Köprüsü’nün en üst katından yürüyerek bu bölgeye geçerseniz, teleferikle aşağıya inip aynı zamanda manzaranın başka bir açıdan da tadını çıkartabilirsiniz.

Bu bölgeye akşam yemeği için geçerseniz mutlaka ama mutlaka Taberninha do Manel‘de yemek yiyin.

English: In Gaia, Porto’s famous Port Wine producers and restaurants are located by the river. In the back of the river also there are the new settlements. On this side, buildings, cars and even people are more well-maintained. You seem to have gone to Bebek from  Karaköy.

Port Wine, known as the Portuguese wine, is actually not exactly a wine. We can say like liquors. Its specialty is that kept in old whiskey barrels that bring from Scotland by Portuguese seamen. So its flavor is good. If you want to taste liquorice wine which is mostly shot before or after the meal, you can taste it in all the producer companies  in this region. The most famous is Sandeman. We have not tasted it but we have not forgotten to buy a bottle of Sandeman to our house.

On the other hand, if you walk on the top floor of the Dom Louis I bridge, you can go down on the cable car and enjoy the view from another angle at the same time.

If you go to this region for dinner, surely you should definitely have a dinner at Taberninha do Manel.

Sao Bento Tren İstasyonu / Sao Bento Train Station

Hayran kalmamak imkansız… Porto’nun hemen her yerinde kullanılan çiniler, sanırım en çok bu tren istasyonuna yakışmış. Daha yolculuğa çıkmadan sizi kendi içerisinde bir yolculuğa çıkarıyor. Bu istasyon duvarlarında çinilerle Portekiz’in tüm tarihi anlatılıyor. 19. yüz yıl sonunda inşa edilen istasyonun çinilerinin tamamı, sanatçı Jorge Colaço tarafından 11 yıllık (1905-1916) bir süre boyunca yerleştirilmiş ve bugünkü halini almış. Ama ben size başka bir şey anlatmak istiyorum 🙂 Bir efsaneye göre bu istasyonda bir rahibenin ruhu yaşıyor… Nasıl mı?

İstasyon inşa edilmeden önce aslında bu yapının yerinde Ave Maria Manastırı varmış. Onlarca rahip ve rahibe bu manastırda yaşarmış. Ancak 1834’te Portekiz’deki bütün dini emirler, “rahip katili” olarak da bilinen Joaquim António de Aguiar adında bir politikacının kararı ile feshedilmiş. Yani artık rahip ve rahibelerin kararları ve emirleri bir hiç olarak sayılacakmış. Bununla beraber din insanlarına ait olan mülklere, o mülkte yaşayan son din insanı öldükten sonra el konulmasına karar verilmiş. İşte bu karara bu manastır da dahilmiş. Bu manastırdaki son rahibe bu kararın alınmasından tam 58 yıl sonra yani 1892’de ölmüş. Ardından binaya el konulup bugünkü halini alacak tren istasyonu inşaatına başlanmış. Efsaneye göre bu rahibenin ruhu hala Sao Bento içerisinde yaşarmış. Çok sessiz bir ana denk gelirseniz rahibenin dualarının istasyon duvarlarından yankılanarak kulağınıza geldiğini söyleyen insanlar var 🙂 Biz duymadık 🙂 Açıkçası o istasyonu boş ve sessiz bulabilir misiniz bundan da emin değilim 🙂

English: You will admire it is really fascinating… I think, tiles used almost everywhere in Porto look much more beatiful on the walls of this train station. It takes you on a journey. The tiles which on the walls of these stations tell you the whole history of Portugal. All of the tiles of the station which is built at the end of the 19th century were placed by artist Jorge Colaco over a period of 11 years (1905-1916) .. But I want to tell you something else 🙂 According to a myth, a Nun’s soul lives in this station … How?

Before the station was built, Actually there was the Ave Maria Monastery in stead of this building. Tens of priests and nuns had lived in this monastery. However, in 1834, all regular religious orders in Portugal were abolished by the decision of a politician named Joaquim António de Aguiar, also known as the “priest-killer”.  So, the decisions and orders of priests and nuns had lost its significance. However, it was decided to confiscate to properties belonging of religious people after the last religious person who live in the property die. Including this monastery. The last nun in this monastery had died in 1892, exactly 58 years after this decision was taken. Then the building had taken, and the construction of the train station which will taken place today’s, had started. According to legend, the soul of this nun still have lived in Sao Bento.  If you are in the station at a very quiet time, there are people who say that the nun’s prayers echoed from the station walls and came to your ear 🙂 We did not hear it 🙂 Obviously, can you find that station empty and quiet 🙂 I’m not sure  🙂 

Tüm bu bilgiler bir yana, tren istasyonundan bir çok yere ulaşmanız mümkün. Eğer başka şehirlere de geçmek istiyorsanız başlangıç noktanız burası olacaktır. Biz Aveiro’ya giderken de bu istasyonu kullanmıştık. Gitmeden önce ben internet sitesinden güncel olarak tüm saatlere ve bilet fiyatlarına bakmıştım. Plan yapmadan önce bu siteye mutlaka bakmanızı öneririm.

English: On the other hand, it is possible to go almost anywhere from the train station. If you want to go to other cities, this will be the starting point. When we wanted to go to Aveiro, we went from this station. Before we left, I looked up all the hours and ticket prices on the website. I suggest you take a look at this site before you plan.

 Carmo ve Carmelitas Kiliseleri / Carmo and Carmelitas Churches

Hayatımda gördüğüm en güzel kiliselerden biri oldu sanırım bu yapı. Dikkatli bakmazsanız aslında bu yapıyı tek bir kilise zannedersiniz. Ancak bu yapı iki ayrı kiliseden oluşuyor. Aralarında sadece dünyanın en dar evi olduğu için birleşik gibi gözüküyorlar. Sol taraf Carmelitas Kilisesi (Igrajo do Carmelitas), sağ taraf ise Carmo Kilisesi (Igrajo do Carmo). Bu fotoğrafta görmüş olduğunuz muhteşem duvar Carmo Kilisesi’ne ait olduğu için favorim o oldu 🙂

English: I think this is one of the most beautiful churches I’ve ever seen. If you do not look carefully, you actually think this is a single church. However, this building consists of two separate churches. They seem to be united because they are just the narrowest house in the world. Carmelitas Church on the left (Igrajo do Carmelitas) and Carmo Church on the right (Igrajo do Carmo). It was my favorite to be that the wonderful wall you saw in this photo belongs to Carmo Church.

Chapel of Souls

İsminin yanında bence yine o çiniler sayesinde harika bir kilise! Porto’nun alışveriş caddesi olarak bilinen Rua de Santa Catarina‘nın sonunda, Bolhao Market‘e 5 dakika uzaklıkta yer alan bu kilise, mutlaka görmeniz gereken yapılardan biri. İçinde çok bir numara yok ve aslında oldukça küçük bir kilise. Ama hiç beklemediğiniz bir sokakta karşınıza öyle güzel çıkıyor ki, büyülenmemek elde değil!

English: A wonderful church next to its name, I think because of those same wall tiles ! At the end of Rua de Santa Catarina, known as Porto’s shopping street, this church is 5 minutes away from Bolhao Market, one of the must-see buildings. There is not much in it  that will attract your interest, and it’s actually a pretty small church. But in a street you have never expected, it seems so beautiful and you are being fascinated!

Bolhao Market ve civarı / Bolhao Market and around

Barselona’ya gidenler La Rambla caddesi üzerindeki o meşhur Mercat de la Boqueria’yı bilirler. İşte onun bir benzeri olan Bolhao Market, hem hediyelik eşya alabileceğiniz hem yemek yiyebileceğiniz ya da yemeklik alış veriş yapabileceğiniz çok güzel bir pasaj market. Burada Portekiz yerel tatlarına dair her şeyi bulabilirsiniz. Hediyelik eşyalar şehrin diğer kısımlarına göre burada bir tık daha ucuzdu. Benden söylemesi 🙂

English: Those who go to Barcelona know the famous Mercat de la Boqueria on the La Rambla street. Here is Bolhao Market which is similar to it, a very nice shopping arcade where you can buy souvenirs, eat or shop for food. Here you can find everything about Portuguese local tastes.  The souvenirs were cheaper here than in other parts of the city. I’m telling you 🙂

Marketin tam karşısında yer alan bu meşhur dükkanda ise bir kahve ve sandviç molası vermiştik. Biz beğendik, aklınızda olsun! / In this famous shop right opposite the grocery store we had a break, to had a coffee and ate sandwich. We like it, be keep in mind!

Bolhao Market civarındaki sokaklar çok güzel. Hem alış veriş yapmak için hem de görsel şölen için sokaklarda kaybolmayı unutmayın! / The streets around Bolhao Market are very nice. Do not forget to get lost in the streets both for shopping and for seeing beatiful places/streets !

Jardim da Cordoaria

Porto’da yaşadığımız hava sıcaklığı değişimi nedeniyle bir gün inanılmaz sis bastırdı. O gün eve dönüş yolunda sisin arasından bize göz kırpan kocaman gövdeli ağaçlar gördük. Merdivenleri çıktığımız anda ise bu fotoğraftaki anla karşılaştık. İnanılmaz güzel bir görüntüydü. Daha sonra bu parkı araştırdım ve gerçekten her mevsim bu ağaçların görüntüsü bir başka oluyormuş onu gördüm. Mutlaka uğrayın derim!

English: One day we had an incredible fog because of the change in temperature we experienced in Porto. On that day we saw a huge body of trees through the mist on the way home. When we went up the stairs and then we met that view of this photo. It was an incredibly beautiful. Later, I searched this park and I saw they had really diffrent a view of these trees all the seasons. I think you also should go!

Clerigos Kulesi ve Kilisesi / Clerigos Tower and Church

Yine vakit nakittir diyerek sadece önünden geçtik ve kuleye tırmanmadık. Muhtemelen çok güzel bir manzarası vardır ama biz Dom Louis I Köprüsü’nün en üst katından oldukça tatmin edici bir manzara gördüğümüz için buna gerek duymadık.

English: We just passed through the front of it saying that “time is of the essence” and, we did not climbed the tower. There is probably a very beautiful view, but we did not need it because we saw a very satisfying view from the top floor of the Dom Louis I Bridge.

Clerigos Kilisesi’nin hemen önünde ise uzun yokuşlu bir cadde iniyor. Dümdüz aşağı doğru indiğinizde ise tüm heybetiyle Sao Bento istasyonu karşınıza çıkıyor. / In front of the church of Clerigos is a long sloping street. When you go down straight, you are all encounter to the Sao Bento station.

PORTO SOKAKLARI ve DENEMENİZ GEREKEN LEZZETLER / STREETS AND TASTES OF PORTO

Porto’nun bizce en güzel mekanlarının bulunduğu ve Karaköy’e çok benzettiğimiz Praça da Carlos Alberto, devamı olan Rua das Oliveiras ve paralelinde yer alan Rua de Sa de Noronha ve Rua Actor Joao Guedes‘i tavsiye ederiz. Burada mutlaka Zenith Brunch & Cocktails Bar‘da bir kahvaltı edin, Moustache‘de bir kahve molası verin, Steak N Shake‘de et burger yiyin, hemen karşısındaki Cafe Progresso‘da kahve için ya da fesleğen soslu domates çorbasını deneyin.

English: We recommend Praça da Carlos Alberto, which is the most beautiful places of Porto and which is similar to Karaköy, in continuation of it that is Rua das Oliveiras, also Rua de Sa de Noronha and Rua Actor Joao Guedes situated in parallel. Definitely, you should do, have a breakfast at the Zenith Brunch & Cocktails Bar, a coffee break at Mustache, eat a meat burger at Steak N Shake, drink a coffee at the Cafe Progresso which is opposite of it, or a tomato soup with basil sauce.

Biraz yukarıda kalan ama hem güzel dükkanların hem de yine keyifli kafelerin yer aldığı başka bir cadde ise Rua da Conceiçao. Burada mutlaka favori dükkanlarımdan olan Mercado 48‘e uğrayın. Sokağın hemen köşesinde ise şarap için şarküteri tabağı ile atıştırmalık alabileceğiniz harika bir mekan olan Candelabro yer alıyor. Onun hemen yanında ise şampanya severler için şampanya kafesi olan Champanheria da Baixa yer alıyor. Her ay çılgın gibi bir ikinci el pazarı düzenleyen, Porto’nun en meşhur vintage dükkanı olan Mon Pere Vintage da bu bölgede yer alıyor.

Biraz aşağı indiğinizde ise Rua das Carmelitas‘a ulaşıyorsunuz. Burada o çok ünlü kitapçı Livraria Lello‘yu bulabilirsiniz. Biz bilet almamıza rağmen girmedik çünkü giremedik 🙂 Adeta kilometrelerce kuyruk vardı ve bu kuyruk günün hiç bir saati azalmadı. O nedenle zaman kaybetmek yerine biletimizi yaktık. Bilet, kişi başı 4 Euro idi. Önce sol tarafında yer alan dükkandan bileti satın alıyorsunuz, sonra sağda yer alan kapının önünden başlayan kuyruğa giriyorsunuz. Peki neden insanlar çıldırmış gibi bu kuyruğa giriyorlar? Evet gidenlerin koyduğu fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla çok güzel bir kitapçı. Bir çok yazara da ilham kaynağı olmuş. En meşhuru ise Harry Potter’ın yazarı ve yaratıcısı J.K. Rowlings’in Porto’da yaşadığı dönemde sürekli bu kitapçıya gelip buradan ilham aldığı ve Harry Potter’ı burada yazmaya başladığı söyleniyor. O nedenle inanılmaz bir populeritesi oluşmuş. Sizi bilmem ama bizim için zaman çok kıymetli. Ne kadar güzel olursa olsun o kuyruğu beklemeye değmezdi.

English: Rua da Conceição is another street which both the beautiful shops and the beautiful cafés are located. Go to Mercado 48 that is one of my favorite shops here. There is Candelabro, a great place to buy snacks and appetizer for wine on the corner of the street. Also Champanheria da Baixa which is located next to it , is a champagne café for champagne lovers. Mon Pere Vintage, Porto’s most famous vintage shop, which organizes second-hand bazaar every month, is also located in this area.

When you go down, you reach Rua das Carmelitas. Here you can find the very famous bookstore Livraria Lello. We did not get in, although we had tickets, because we could not get into it. It was like there were kilometers of queues and this queue did not decrease any time of day. Instead of losing time for that reason, our tickets gone for nothing. Ticket was 4 Euros per person. First you buy a ticket in the shop on the left side, then you join the queue which is starting from the front of the door on the right. So why do people go into this queue like crazy? Yes, as far as I can see from the photos that the goers put on, it’s a very nice bookshop. It is also a source of inspiration for many writers. The most memorable is Harry Potter’s writer and creator J.K. When Rowlings lived in Porto, he had constantly come to this bookstore, inspired by it, and said he started writing Harry Potter here. That’s why it’s an incredible popular place. Time is of the essence for us. No matter how beautiful it was, we thought it was not worth waiting for its long queue.

 Livraria Lello yanında yer alan A Vida Portuguese isimli mağazaya mutlaka girin. Biz bayıldık! / You should definitely go to the A Vida Portuguese-named shop next to Livraria Lello. We loved it! 

Diğer bir taraftan sırf görmek için bile yine bu bölgede yer alan Mc Donalds Imperial‘e bir uğrayın derim. Sıradan bir Mc Donalds’dan epey farklı 🙂 / On the other hand, I would advise you to go to the Mc Donalds Imperial, which is also in this area, even just to see it. It’s quite different from an ordinary Mc Donalds.

Livraria Lello ile aynı şeyi alış veriş caddesi olan Rua de Santa Catarina üzerinde yer alan meşhur Majestic Cafe‘de de yaşadık. Önündeki kuyruğa inanamazsınız. O nedenle girmedik tabi ki 🙂 Ama aklınızda olsun, Prag’daki Cafe Imperial‘i bana çok andırdı. / We also felt  that the same thing we felt with Livraria Lello , at the famous Majestic Cafe on Rua de Santa Catarina, a shopping street. You can not believe the queue in front. We did not get into it for that reason. 🙂 But keep in mind, it reminded me a lot the Cafe Imperial in Prague.

Sao Bento Tren İstasyonunun hemen karşısında yer alan trafiğe kapalı Rua das Flores adlı cadde, hem tatlı kafeleri hem de hediyelik eşya dükkanlarıyla yine meşhur caddelerden. / Located right across from the Sao Bento Train Station and the pedestrianized is Rua das Flores street is also one of the famous streets for both with its sweet cafés and souvenir shops.

Özellikle Portekiz’in geleneksel tatlısı Nata’yı denemek isterseniz, en iyi nata dükkanı olan Nata Lisboa (The World Needs Nata) ‘yı tavsiye ederiz.  Biz yanında talihsiz bir isme sahip olan Portekiz birası Super Bock’u denedik. Açıkçası genel olarak Portekiz biralarının bir özelliği yok. Yine de denemek isterseniz marketlerde de çok rahat bulabileceğiniz Imperial markasını daha çok tavsiye ederiz.

English: Especially if you want to taste Portugal’s traditional dessert Nata, we recommend  Nata Lisboa (The World Needs Nata) that the best nata shop. We tried the Portuguese Super Bock, which has an unfortunate name beside it. Obviously there is not a characteristic of Portuguese beers in general. Still, if you want to try it, we recommend the Imperial brand, which you can find very easy in the markets.

Akşam yemeği için güzel mekanlar arayanlara, tavsiyemiz Rua das Flores üzerindeki mekanlar olabilir. Burada en çok, bizim de tavsiye alarak gittiğimiz Cantina 32‘yi öneriyoruz. Mutlaka rezervasyon yaptırın. Burada denemeniz gereken yegane şeyler, muzlu tereyağ, kalamar ve ahtapot! Üzerine de cheesecake istemeyi unutmayın!

Akşam yemeğinden sonra bir şeyler içeyim,dans edeyim, müzik dinleyeyim derseniz Rua de Candido dos Reis ve Galeria de Paris isimli trafiğe kapalı iki paralel caddeye gitmeniz gerek. Bu iki cadde Livraria Lello’nun olduğu caddeye bağlanıyor. Gayet merkezi diyebiliriz. Bu caddelerde sıra sıra gece kulüpleri ve barlar var. Ancak Portekiz’de akşam yemeği bizden daha geç yendiği için, kültür olarak gece hayatının da 12’den sonra başlayacağını unutmayın. Yani siz yemeği bitirip 11’de giderseniz nispeten tenha bir sokakta kokteyl içersiniz. Hareket görmek istiyorsanız daha geç bir saatte gitmeniz lazım.

Bir diğer önerim ise, açık havada, çimlerin üzerinde daha salaş bir mekan isterseniz Base isimli mekanı, hem gün batımı hem de akşam için tavsiye ederim.

English: If you are looking for a nice place to have dinner,  we recommend those places which are on Rua das Flores. Here we recommend Cantina 32, which is we also went and recommended to us. Definitely, make a reservation. The only things you need to taste here are the banana butter, squid and octopus! Do not forget to eat cheesecake afterwards!

After dinner, if you want to drink something, dance, listen to music, you have to go to two parallel streets which are pedestrianized, name of them are Rua de Candido dos Reis and Galeria de Paris. These two streets connect to the street where Livraria Lello is. It is very central. There are night clubs and bars side by side on these streets. But remember that nightlife in Portugal will start after 12am. Because, they have dinner at a late night according to our country. So if you finish eating and go at 11pm, you have a cocktail on a relatively desolate street. If you want to see the crowd, you have to go at a later hour.

Another suggestion is that if you want a more hovel place on the lawn outdoors, I would recommend the place which named Base for both sunset and evening.

Bunların dışında, Porto’ya plansız da gitseniz zaten şehir size elinde ne varsa kolayca sunuyor. Sakın endişe etmeyin 🙂 / Apart from these, if you go to Porto without even planning, the city offers you what it already has. Do not worry 🙂

Bir sonraki yazımızda Aveiro ve Costa Nova Beach günümüzü anlatacağız. Porto gezimizin fotoğraflarına @kucukmartha ve @baranseldogan instagram hesaplarından ve #kucukmarthaporto hashtaginden ulaşabilirsiniz!

Bu gezimizde görüşemesek de, bize çok destek olan sevgili Nazlıhan Ağaç‘a (@probisnaz) çok teşekkür ederiz. Bu taraflara gitmeden önce mutlaka onun da bloguna göz atın.

English: In our next post we will tell you about Aveiro and Costa Nova Beach. You can find photos of our Porto tour from @kucukmartha and @baranseldogan instagram accounts and #kucukmarthaporto hashtag!

Even though we could not meet on this tour, we would like to thank our dear Nazlıhan Ağaç (@probisnaz) who supported us very much. Take a look at his blog before going to those sides.

Sevgiler / Best

Özüm & Baransel

 

GEZİ NOTLARI SEYAHAT

PHUKET’TE NEREDE KALALIM? / WHERE TO STAY IN PHUKET? – THE NAI HARN PHUKET

 Phuket’teki son durağımız, yıl dönümümüzü de gerçek anlamda kutlayacağımız The Nai Harn Phuket‘ti. Bu otel, sabırsızlıkla beklediğim duraklardan biriydi. Çünkü denize karşı konumu ve manzarası beni fotoğraflarından çok etkilemişti. Bir de açıkçası balkon sefası yapmayı da sevdiğimizden, iyi gelir diye düşünmüştüm. Onun haricinde yine bütçe dostu ama lüks bir otel olması da avantajlarından biriydi. Konumu yine Phuket’in en ucunda yer alan Nai Harn plajındaydı.

English:“Our last stop in Phuket, The Nai Harn Phuket, which we were also going to celebrate our anniversary. This hotel was one of the stops which i could look forward to. Because the position and the view towards the sea had affected me very much from the photographs. I thought that it would be good, so as i like balcony. Apart from that, one of the advantages is also of being a budget-friendly but luxurious hotel. Its location was on Nai Harn beach, at the farthest tip of Phuket.”

Oteli araştırırken, 1980’li yıllarda Phuket’te yapılmış ilk gerçek plaj oteli olduğunu ve aslında yat kulübü (the Royal Phuket Yacht Club) olarak inşa edildiğini öğrendim. Daha sonra mimarisi büyük ölçüde korunarak bu halini alıyor ve 2016 Ocak’ta The Nai Harn olarak yeniden hayata geçiyor. Bu plajdaki tek yapı olduğu için, palmiye ormanının içerisinde inci gibi parlıyor. Üstelik henüz çok yeni renovasyon geçirdiği için de her yer pırıl pırıl.

English:“While I was reading the information about the hotel, I learned that it was the first real beach hotel built in Phuket in the 1980’s and actually it was built as the yacht club (the Royal Phuket Yacht Club). Later, the architecture is being preserved to a great extent, and in January 2016, as the Nai Harn was again active. Because it is the only building on the beach, it shines like a pearl in the palm forest. Moreover, everywhere shines because it has been renovated yet.”

Otele vardığımız andan itibaren hem çok mutlu hem de hafifi buruktum. Nedense o 5 Eylül’de Bozcaada’da olmamız ve yıl dönümümüzü orada rüzgar gülleriyle beraber kutlamamız gerekiyormuş gibi geliyordu.

English:“From the moment that we arrived at the hotel, we were both very happy and a bit sad. I was feeling as we had to be in Bozcaada on the 5th of September and we had to celebrate our anniversary there with windmilles.”

Sonra evren bana bir işaret gönderdi… Otelin tam karşı kıyısında tek başına bulunan bu rüzgar gülünü gördüğümde gözlerime inanamadım. Odamızın terasına çıktığımda karşımda durmuş bana göz kırpıyordu adeta. O zaman nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Bu bir işaret değil de ne diye düşündüm kendi kendime. Dünyanın bir ucunda rüzgar gülü bulmuş bir Don Quijote’tum adeta… O nedenle sanırım The Nai Harn ile gönül bağımız ayrı olacak!

English:“Then the universe sent me a sign … I could not believe when I saw this windmill on the opposite side of the hotel. When I went out to the terrace of our room, it was almost blinking to me. Then I can not tell you how happy I am. This is not a sign, but what? I thought I was a Don Quijote who found a windmill on the edge of the world … For this reason I think ties of affection with The Nai Harn!”

Otelin en sevdiğim özelliklerinden bir diğeri ise, her yerinden muhteşem bir manzaraya sahip oluşu idi… Asansör beklerken bile mavinin bin bir tonu sizi karşılıyor.

English:“One of the most favorite features of the hotel was that it had a magnificent view from everywhere … Even when waiting for the elevator, a thousand tons of blue are welcoming you.”

ODAMIZ / OUR ROOM; GRAND OCEAN VIEW ROOM

Odamızı seçerken, şu manzarayı görmekti niyetim. O nedenle 3 gün boyunca Grand Ocean View tipindeki odada kaldık. Bu tip odaların her birinin okyanusa bakan bir terası var.

English:“When I chose our room, I wanted to see this view. That’s why we stayed in the Grand Ocean View room for 3 days. Each of these rooms has a terrace overlooking the ocean.”

Şurada yatıp güneşi batırmak ya da gece yıldızları izlemek gerçekten çok keyifli…

English:“It’s really good to lie down here and watch the sunset, or watch the night stars …”

Odamızda bizi karşılayan sürprizlerden biri de yatağın üzerine yapılan bu sanat çalışmasıydı 🙂 Yıl dönümümüz olduğu için bu şekilde bir karşılama yapmışlar. Çok tatlıydı bence 🙂

English:“One of the surprises that greeted us in our room was this art work on the bed. I think it was very sweet, for our anniversary :)”

Ve tabi ki bir şişe prosecco yine bizi bekliyordu… Yanında da tropikal meyve tabağı 🙂 Buna çok alıştım, evde de aynı düzeni aradım ama bulamadım 🙂

English:“And of course there was a bottle of prosecco for us … Tropical fruit plate beside it I’m used to it too, I wanted the same arrangement at home but I could not find it :)”

Terasa açılan geniş camlar sayesinde manzaradan içerideyken bile yoksun kalmıyorsunuz.Bu fotoğrafı tam olarak odanın içerisinde yer alan küvetin önünde çekmiştim. Yani teknik olarak küvetteyken de manzara sizinle 🙂

English:“Thanks to the large windows that open out to the terraces, you are not even deprived of being in the view. I took this photo in front of the bathtub in the room. So technically when you are in the bathtub, the view will be with you :)”

Odanın şekli çok kullanışlıydı. Banyo hem yatak odasının içerisinde hem de gizli kapılar sayesinde kapatıp ayrı bir alan haline gelebiliyor. Banyonun içerisinde küvetten ayrıca bir de yağmur duşu vardı.

English:“The room was very handy. The bathroom was inside of the bedroom, but when you can close by the hidden door, it would be a separate area. There was also a rain shower in the bathroom.”

Odanın her yerinde bulunan bu küçük sanat eseri detaylarını pek sevmiştim. Bunun yanı sıra sizin için odaya bırakılmış şemsiye, plaj çantası, parmak arası terlik, yoga matı gibi sizi bekleyen sürprizler olacak. Plaj havlularını plaja inerken hemen köşede yer alan Rock Salt restoranın girişinden alıyorsunuz. Dilerseniz size gök kuşağı renklerinde plaj şemsiyesi bile veriyorlar. Plajda birden fazla gördüğümüz bu tatlı şemsiyeler otel müşterilerine ait 🙂

English:“I loved the details of this little art piece everywhere in the room. However, there will be surprises awaiting you like umbrellas, beach bags, slippers, yoga mats for you in the room. You get beach towels from the entrance to the Rock Salt restaurant, which is just around the corner when you go to the beach. They even give you a beach umbrella iridescent . These sweet umbrellas that we have seen more than once on the beach belong to hotel customers :)”

PLAJ VE HAVUZ / THE BEACH and THE POOL

Krabi’de yer alan adaları hariç tutuyorum, Phuket tatilimiz boyunca gördüğümüz en güzel plajdı Nai Harn plajı… Hem denizin güzelliği, hem kumsalın büyüklüğü, hem de kalabalık olmaması gibi nedenlerden dolayı biz çok sevdik.

English:“I exclude the islands in Krabi, Nai Harn beach which was the most beautiful beach we saw during our vacation in Phuket … We loved it because of the reasons such as the beauty of the sea, the size of the beach and not being crowded.”

Burada da gel git epey oluyor. O nedenle yüzmek için en doğru saatler sabah saatleri. Öğleden sonra gel git etkisiyle dalga başlıyor.

English:“There’s a lot tidal current here too. That’s why the best times to swim are morning hours. Afternoon, You see wave in the sea by the tidal current.” 

Gel git sonucu suyun altındaki kayalar ortaya çıkıyor…

English:“The rocks emerge which are beneath the sea by the tidal current…”

Dalgalar sörf yapacaklar için gayet iyi. Ama yüzme konusunda da biz çok sıkıntı çekmedik. Zaten hava o kadar sıcaktı ki denize girmeden serinlemek mümkün değildi. O nedenle bol bol denize girmeyi tercih ettik.

English:“Waves are good for surfing. But we did not have much trouble swimming. It was already so hot that it was not possible to cool off. That’s why we preferred to swim in the sea.”

Otelin misafirlerine ücretsiz olarak sunduğu bir çok imkan var. Bunlardan biri de Tuk-Tuk servisi. Otele çok yakın bulunan iki küçük koya sizi ücretsiz olarak istediğiniz saatte götürüp istediğiniz saatte alıyor. Biz her ikisine bir den gidemedik ama şnorkel için çok iyi olduğu söylendiği için Ao Sane Beach‘e gittik.

English:“There are many facilities available free of charge to hotel guests. One of these is the Tuk-Tuk service. It takes you for free at any time to two small gulfs, which are very close to the hotel.  But we went to Ao Sane Beach because we heard that it was so good for snorkeling. We could not go both.”

Burada böyle salaş bir mekan var. Dilerseniz bir şeyler yiyip içebilirsiniz. Biz birer bira aldık mesela. Fiyatlar gayet uygundu.Sonra diğer insanların yaptığı gibi sahile kurulduk ve şnorkel yapmak için denize girdik.

English:“There’s a place like this in here. You can eat and drink something. We got a beer. The prices were not expensive. We went to the beach as other people did, then we got our snorkels and swam.”

Biraz kayalık olduğu için girişte zorlandık. Ama gerçekten çok güzel balıklar vardı. Sabah erken saatlerde gitseymişiz su daha durgun olacakmış. Size tavsiyem eğer böyle bir plan yaparsanız sabah erken saatlerde şnorkel yapmaya gidin.

English:“It was a little hard because it was rocky. But there were really beautiful fishes. The water was going to be stagnant if we went in the early hours of the morning. I recommend you to go snorkel early in the morning if you make such a plan.”

Tabi ki tropik adaların olmazsa olmazı palmiye ağacından sarkan bir salıncak 🙂 Bu kumsalda da bunlardan bir iki adet bulabilirsiniz.

English:“Of course there is a swing hanging from the palm tree in tropical islands. ? You can find a couple of these on the beach.”

Otelin havuzuna hiç girmedik ama havuz kenarındaki şezlonglarda takıldık. Şezlongların manzarası çok güzeldi. Bir de havuz başında bar olduğu için istediğiniz her şeyi ayağınıza kadar getiriyorlar.

English:“We never used the hotel pool, but we had a good time on the sun loungers by the pool. The view of the sun loungers was very beautiful. There is a poolside bar, they bring what you want.”

Havuz alanı / Pool Area

YEME & İÇME / DINE AND DRINKING

Otelin Rock Salt adında, plaja yakın bir restoran-barı mevcut. Biz en çok vakti burada geçirdik. Hem yemekleri çok güzeldi hem de manzarası çok iyiydi. Bir de denizden çıkıp bir kokteyl içeyim diyebileceğin yegane yerdi.

English:“The hotel has a restaurant-bar which called Rock Salt near the beach. We spent the most time here. Both the meals were very nice and the view was very good. And it was the only place where you could come out of the sea and have a cocktail.”

Kaldığımız süre boyunca öğlen yemeklerimizi hep burada yedik. Salatasından makarnasına, pizzasından hamburgerine kadar bir çok yemeği denedik. Hepsi gayet başarılıydı. Bir de menüde meze tabağı vardı. Meze tabağında humus, cacık, patlıcan salatası gibi mezeler vardı. Görünce insan bir mutlu oluyor tabi 🙂 Her gün cacık yedim ! 🙂

English:“We had lunch here all the time , we stayed. We tasted a lot of food such as salad, pasta, pizza, hamburger. They were all delicious. There were also appetizers on the menu. There were appetizers such as humus, cucumber, aubergine salad. ? I ate tsatsiki every day! ?”

Rock Salt’ta içtiğimiz tüm kokteyller gerçekten çok iyiydi. Bazen klasiklerden Pina Colada bazen ise barın kendi imza kokteyllerinden deneyimledik. Hepsi bizden geçer not aldı. Özellikle içerisinde passion fruit olan tüm kokteylleri tavsiye ediyorum 🙂

English:“All the cocktails we had in Rock Salt were really good. Sometimes we tasted classical Pina Colada and sometimes the bar’s own cocktails. We all like it. I especially recommend all cocktails which have passion fruit. “

Sabah kahvaltıları otelin Cosmo Restaurant adındaki restoranında veriliyordu. Sanırım bu gezimizdeki en iyi kahvaltıyı burada deneyimledik. Hem çeşit inanılmaz fazlaydı hem de her şey çok tazeydi. Gluten free’sinden, hamur işine, vejetaryeninden sporcu kahvaltısına kadar her çeşidi bulmak mümkün.

English:“Breakfast in the morning was served at the restaurant of the hotel called Cosmo Restaurant. I guess we ate here the best breakfast on this trip. There were lots of breakfast types and everything was very fresh. You can find gluten free, pastry, vegetarian and breakfast for athletes here.”

Her sabah şu manzaraya karşı önce zencefil çayımı içtim, sonra çok sıkı bir kahvaltı ettim. Ardından da denize… Ah hayat 🙂

English:“Every morning I was drinking a ginger tea opposite the view, then I had a very good breakfast. Then i was going to swim in the sea … life ?”

Otelin bir de Reflections adında harika bir roof-top barı, bir de bu barın içerisinde Phuket’in ilk Sushi&Sashimi barı Hansha  yer alıyor.

English:“The hotel also has a wonderful roof-top bar called Reflections and also Hansha which the first Sushi & Sashimi bar in Phuket.”

Burada özellikle kalabalık gruplar için ideal olan localar çok keyifli… Otururken hem havuzun içerisindesin hem de denize sıfır bir mesafede görünüyorsun. Akşamları hava müsaitse, bu alanda ateş de yakıyorlar. Bizim burada takılmaya hiç vaktimiz olmadı ama terastan gördüğüm kadarıyla özellikle ateş yakıldığında herkes çok eğleniyordu.

Biz The Nai Harn’ı gerçekten çok sevdik. Herkese tavsiye ederiz!

Phuket & Krabi gezimizin fotoğraflarına @kucukmartha ve @baranseldogan instagram hesaplarından ve #kucukmarthathailand hashtaginden ulaşabilirsiniz!

English:“There are beautiful loges especially for big groups … If the weather is good in the evening, they also make a fire on this area. We could not spend time here, but as far as i saw from the terrace, everyone was so enjoying especially when it was the made a fire.

We really liked The Nai Harn. We recommend everyone!

You can find the photos of our Phuket & Krabi vacation from @kucukmartha and @baranseldogan instagram accounts and #kucukmarthathailand hashtag!”

Sevgiler/Best

Özüm&Baransel

GEZİ NOTLARI SEYAHAT

PHUKET’TE NEREDE KALALIM / WHERE TO STAY IN PHUKET? – THE VIJITT RESORT

Phuket gezimizin ikinci durağı Rawai bölgesinde yer alan The Vijitt Hotel‘di. Rawai bölgesi Phuket’in en ucunda yer alan bölgeye verilen isim. Planımız, bu otelde kalırken Old Town, Panwa ve Kata bölgelerini gezip bitirmekti. Bu oteli tercih etme nedenlerimizin başlıcaları ise, bütçe dostu bir otel olması, mimarisinin Tayland mimarisine sahip olması ve otelin sağladığı ulaşım gibi bazı olanaklardı. Nitekim otele giriş yaptığımız andan itibaren beklentimizin epey üzerinde bir konforla karşılaştık.

English: “The second stop of our Phuket sightseeing tour was The Vijitt Hotel that situated in Rawai. Rawai region is the name given to the region where situated in most tip of Phuket. Our plan was to visit the Old Town, Panwa and Kata areas, while staying in this hotel. The main reasons for choosing this hotel are that it was a budget-friendly hotel, has Thai architecture and  were some possibilities like transportation provided by the hotel. As a matter of fact, from the moment we entered the hotel, we met with much comfort over our expectation.”

 

Odaların her biri birbirinden ayrı villalar şeklinde tasarlanmış. Otelin peysajı ise gerçekten muhteşem. Hayatımda gördüğüm en uzun palmiye ağaçlarını sanırım burada gördüm.Onun dışında çoğu bitkinin altında ne olduğu ve nereden geldiği yazıyor. Adeta bir botanik bahçede gezer gibisiniz.

English:“Each room is designed as separate villas. The hotel’s landscaping is truly spectacular. I think I saw here the longest palm trees I’ve ever seen in my life. Also, under many plants, writing as a information what it is and where it comes from. It’s like you’re walking in a botanical garden.”

Otelin içerisinde ulaşımı yine minik golf arabaları ile sağlayabiliyorsunuz. Aslında mesafeler yürüme mesafesinde ama sıcak bastırdığında yürümek bazen zorlaşabiliyor. O nedenle biz epey kullandık bu arabaları.

English:“Within the hotel you can also get transportation with tiny golf carts. In fact, it is sometimes difficult to walk because of hot weather even though the distance is within walking distance. That’s why we used these golf carts.”

ODAMIZ – OUR ROOM; DELUXE POOL VILLA

Bali gezimizde kaldığımız odaların her birinin havuzlu villa şeklinde olması bize çok büyük bir keyif vermişti. Daha fazla mahremiyet ve kolaylık sağlıyor. O nedenle buradaki odamızı da bu şekilde seçmiştik. Odamız çok ferah ve kullanışlıydı. Yatağımızın hemen önünde açılan teras havuza çıkıyordu. Cibinlikli yatak ise her zaman bana sempatik gelen bir şey olmuştur 🙂

Bu otelde de size her gün bir meyve tabağı ikram ediliyor, aynı zamanda su ve çay da ücretsiz. Ancak minibar ücretli!

English:“It was a great pleasure for us that each of the rooms we stayed in Bali was in the form of a pool villa. It provides more privacy and convenience. That’s why we chose our room in this way here. Our room was very spacious and useful. Canopy bed has always been a sympathetic for me.

This hotel also offers you a plate of fruit every day, as well as free water and tea. But the minibar is toll!”

Odamızın en güzel kısımlarından biri de terasa açılan bu küveti idi. Hemen yanında ise bambularla çevrili bir alanda bulunan açık alan duşu yer alıyordu. Havuzdan çıkıp bu duşu rahatlıkla dışarıdan da kullanabiliyorsunuz.

Otel odalarının birbiriyle bağlantısı olmamasının en güzel kısımlarından biri de sessizlik ve sakinliği idi. Kimse kimseyi görmüyor ve duymuyor. Terasta bir öğlen uykusu çekeyim derseniz etrafta çıt yok. Bu gerçekten güzel bir hissiyat! Sanırım o nedenle biz en çok bu otelde vakit geçirip bu otelde dinlendiğimizi hissettik.

English:“One of the most beautiful parts of our room was this bathtub that opened to terrace. Right next to it there was an shower in the open-air an area surrounded by bamboo.  You can also use this shower from the outside when you get out of the pool.

One of the best parts of the hotel rooms not being connected was silence and calmness. Nobody sees or hears anybody. If you want to take a nap on terrace, there’s no sound around. It’s a really nice feeling! I think, that’s why we spent the most time in this hotel and we felt that rested at this hotel.”

HAVUZ ALANI – POOL AREA

Planladığımızın aksine burada kalırken çok fazla dışarı çıkma isteğimiz olmadı. Çünkü hem hava çok sıcaktı hem de otelin havuz alanı çok davetkardı. Upuzun palmiyelerle çevrili kocaman bir havuz alanı vardı. Serinlemek için ideal! Hemen yanında bulunan restorandan da istediğin gibi yemeğini söyleyebiliyorsun. Ben durmadan soğuk hindistan cevizi suyu içtim 🙂 Tependeki ağaçtan kesiyor, soğutucu da soğutuyor sonra kafasını kesip içine pipet takıp sana veriyor. Gerçekten çok organik 🙂 🙂

English:“Contrary to what we planned, we did not want to go out too much while we were here. Because the weather was very hot and we preferred the hotel’s pool area. There was a huge pool area surrounded by palm trees. Ideal for cooling! You can also order your meal at the restaurant right next door. I always drunk cold coconut water . 🙂 They cut from the tree, cool it, then cut the head and put the pipette into and serve it you. Really very organic :)”

Şezlong alanı oldukça fazla, ama biz en arkadaki loca kısımlarında yatmayı tercih ettik. Burası için ayrıca bir ücret falan ödemiyorsun, boş bulduğunda kapıyorsun 🙂

English:“The sunbed area is pretty big, but we prefer to sleep in the back part, of the loge. You do not pay a fee for this, you get it when you find it empty.”

YEME & İÇME – DINING AREAS

Otelde en çok The Beach Bar‘ı deneyimledik. Happy Hour zamanı canlı müzik de yapılan barın kokteyllerini çok beğendik.

English:“We tried mostly drinks at The Beach Bar in the hotel… We liked the cocktails of the bar, which is also happy hour live music.”

Otelde havuzun yanında hem kahvaltı servisinin verildiği hem de gün boyu yemek yiyebileceğiniz The Savoury adında bir restoran yer alıyor. Biz genellikle burada atıştırmalıklar deneyimledik. Her damak zevkine hitap edebilecek çeşitte yemek bulabilirsiniz.

Bunun yanı sıra çok güzel bir bahçe içerisinde konumlanmış ve Thai mutfağından seçme lezzetlerin sunulduğu Baan Vijitt‘te romantik bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Ortamı gerçekten çok güzel. Önünde küçük bir gölet, etrafında palmiyeler ve deniz manzarası yer alıyor.

English:“The hotel has a restaurant called The Savory, where you can have breakfast and dinner or lunch all day. We usually ate snacks here. You can find food for every palate taste.

 In addition, you can have a romantic dinner at Baan Vijitt, which is located in a very beautiful garden and serves of Thai cuisine. The atmosphere is really beautiful. There is a small pond in front, palm trees and a sea view.”

DENİZ VE KUMSAL – SEA AND BEACH

Otelin konumu denize sıfır ve tam olarak Coral Island‘ın karşısında yer alıyor. Ancak bizim gittiğimiz dönemde gel-git gerçekten çok yoğun yaşanıyordu. Denize girmek için en uygun saat aralığı sabah saatlerinden öğlen 12:00 ye kadardı. Sonrasında sular yavaş yavaş çekiliyor.

English:“The location of the hotel is seaside and is exactly opposite Coral Island. However, during the time we went, the tide was really intense. The best time to get into the sea was from morning untill at noon. After that, the water is slowly withdrawn.”

Öğleden sonra sular metrelerce çekildiğinde görüntü bu şekilde oluyor. İleride yüzen teknelerin ucuna kadar yürüyebiliyorsunuz. Ancak kum balçık gibi olduğundan ve binlerce deniz böceği etrafta koşturduğundan deniz ayakkabısı ile yürümekte fayda var.

English:“This is how it looks when the water is pulled up by meters after lunch. You can walk to till the tip of the floating boats which is on distant. However, because thousands of sea beetles are running around, it is useful to walk with sea shoes.”

Tüm gün Coral Island’a giden tekneler otelin önünden bu şekilde geçiyor 🙂 Sanki yürüseniz adaya varacakmışsınız gibi bir his oluyor. Otelin havuz alanının büyüklüğü ve güzelliği de bu gel-git olayı yüzünden çok kıymetli. Burada kaldığımız süre boyunca hiç denize girmedik. Açıkçası çok büyük bir ihtiyaç da duymadık.

English:“The boat that goes to Coral Island all day passes this way in front of the hotel ? It makes feel like you are going to arrive to the island. The size and beauty of the hotel’s pool area is very valuable because of this tide. We’ve never been get in the sea for the time we’ve been here. Obviously we did not need it.”

AKTİVİTELER – ACTIVITIES

Otelin en sevdiğim özelliklerinden biri de, bir çok aktiviteyi ücretsiz sağlıyor olmasıydı. Yemek kursundan, yogaya kadar, Patong ve Old Town gibi iki önemli merkezer ücretsiz servisinin olmasından, her gün havuz kenarında sunduğu canlı müziğe kadar her şey çok mantıklı ve güzeldi. Dilerseniz ücretli olarak da katılabileceğiniz bir çok aktivite mevcut. Örneğin Coral Island turu gibi.Biz Coral Island’a gitmeye çok niyetlendik ve çok güzel olduğunu da duyduk, ancak koşturmaktansa dinlenmeyi tercih ettik. Özellikle şnorkel ve dalış için güzel olduğuna dair çok yazı okumuştum. Aklınızda olsun!

English:“One of the hotel’s favorite features was that it provided many activities free of charge. Everything was very beautiful, such as with free service to Patong and Old Town which are two important centers , cooking course, yoga and live music by the pool every day. There are many activities that you also can attend by paid. For example, like Coral Island tour. We really wanted to go to Coral Island. We also heard that it was very beautiful, but we preferred to rest. I have read a lot of articles especially about snorkeling and diving. Keep in mind!”

Phuket & Krabi gezimizin fotoğraflarına @kucukmartha ve @baranseldogan instagram hesaplarından ve #kucukmarthathailand hashtaginden ulaşabilirsiniz!

English:“You can find photos of our Phuket & Krabi journey on our @kucukmartha and @baranseldogan instagram accounts and #kucukmarthathailand hashtag!”

Sevgiler / Best

Özüm & Baransel